Belki çok farkında değiliz ama Game of Thrones’u günü gününe izleme fırsatı bulmuş bir nesil olarak son derece şanslıyız. Geçen hafta tamamladığımız 6. sezon da gösterdi ki Game of Thrones onlarca, hatta yüzlerce yıl sonra bile anılacak zamanının çok ötesinde bir kült. Özellikle Amerikan televizyonlarının üst düzey nitelikli iş, orijinal fikir üretmekte zorlandıkları bu dönemde adeta bulunmaz bir nimet…

5. sezonuyla en iyi dizi dahil 12 tane Emmy ödülü kazanan dizi, bu alanda bir rekora da imzasını atmıştı. Dizi geçen sezon yükselttiği çıtasını bu sezon biraz daha arttırarak mükemmel bir sezon geçirdi. Özgün ve her anı ilgiyle izleten senaryosuyla, özellikle bazı bölümlerdeki çığır açan yönetmenliğiyle, üst düzey ve zengin oyuncu kadrosuyla, kusursuz teknik başarımı ve harika müzikleriyle Game of Thrones bir televizyon dizisinde arayabileceğimiz her şeyi içerisinde bulundurmaya devam ediyor…

Game of Thrones’un 6. sezonunun en önemli özelliği George R.R. Martin’in yazdığı kitap serisinden ayrılması oldu. Aslında ayrılmak demek çok doğru değil de Martin’in yeni kitabı henüz hazır olmadığı için dizi kitapların önüne geçmiş oldu. Tabii bu benim gibi kitabı okumak istemeyip sadece dizinin büyüleyici atmosferini yaşamak isteyenler için güzel bir artı oldu. Öyle ki önceki sezonlarda kitabı okuyan bazı kişilerin çok bilmişlikleri sinir bozucu olabiliyordu. Bu nedenle diziyle ilgili yorumları ve teorileri okumak bir hayli sinir bozucuydu. Bu sezonla birlikte ise bu durum ortadan kalkmış oldu ve diziyle ilgili yorumları, teorileri daha rahat takip edebilir, tartışılabilir bir hale geldik. Bu da elbette dizinin verdiği keyfi daha da arttırmış oldu.

Genelde dizi yorumlarımda spoiler vermeden genel hatlarla dizilerden bahsediyorum, fakat kabul edersiniz ki Game of Thrones spoiler hassasiyeti çok yüksek bir dizi ve yazının devamında tat kaçırıcı bilgiler bulunabilir.

Dizinin bu sezonki en büyük merak konusu geçtiğimiz sezon finalinde şok bir şekilde öldürülen Jon Snow’un akıbetiydi. Bu şok ölüm aylarca konuşulmuş ve uzun süre haber manşetlerini süslemişti. Sezonun ilk yarısının en önemli gündem maddesi de Jon Snow’un ölümden geri gelip gelmeyeceğiydi. Aslında Game of Thrones’ta pek çok kez şok ölüm yaşanmıştı ve hiçbirinde geri dönüş olmamıştı. Lakin Jon Snow’un dizinin en kilit karakterlerinden biri olması, ona bağlı olarak devam etmesi gereken pek çok hikaye olması herkesi bu ölümden şüphelendirmişti. Bu konuda da hemen herkes tarafından kabul gören ve gerçekleşmesi beklenen bir teori ortaya atılmıştı. Tabii daha önce pek çok şok yaşamış Game of Thrones izleyicisi yine de emin olamadı bu durumdan. Üstelik dizinin yapım ekibinden gelen öldüğüne dair kesin açıklamalar da kafa karıştırmıştı. Neyse ki beklenen teori neredeyse birebir olarak gerçekleşti ve Jon Snow hayata geri döndürüldü. Jon Snow’un geri döndüğü an, televizyon tarihinin en unutulmaz anlarından biri olarak yerini aldı.

Jon Snow’un hayata dönüşü elbette şok bir şekilde karşılandı ve duvardakilerin lord kumandanlarına olan saygılarını daha da arttırdı. Fakat artık Jon Snow için gece nöbetinden farklı bir maceraya atılma vakti gelmişti. Tam da bu sırada yıllardır beklediğimiz bir gelişme oldu ve Ramsay’den kaçan Sansa Stark, Jon Snow’un yanına geldi. Böylece yıllardır beklediğimiz ilk Stark buluşması sonunda gerçekleşmş oldu. Sezonun belki de en duygusal anı da bu buluşma sırasında yaşanmış oldu.  Sansa’nın hırslı yapısı, intikam arzusu Jon’u tetikleyince sezon finali arifesinde gerçekleşen “Battle of the Basterds” yolu açılmış oldu…

“Battle of the Basterds” uzun süre dedikoduları dönen, beklenen bir savaştı ve beklentileri bile aşan inanılmaz bir bölüm izletti bizlere. Yönetmen Miguel Sapochnik’in harikalar yarattığı bölümde televizyon tarihinin muhtemel en iyi savaş sahnelerini izlediğimiz gibi sinemada bile göremediğimiz bir mükemmelliği gördük. Game of Thrones’un neden dünyadaki en iyi dizi olduğuna tek başına kanıt gösterilebilecek bir bölümdü doğrusu. Dizinin en nefret edilen karakterlerinden Ramsay Bolton (eski Snow) ve Jon Snow’un savaşı sonunda Sansa’nın da katkılarıyla Winterfell’de yeniden Stark bayrağının dalgalandığını gördük. Dizi boyunca ezilen taraf olan Starkların yüzünün nihayet güldüğünü görmek fazlasıyla mutluluk vericiydi. Kuzeye dair es geçmememiz gereken bir diğer gelişme ise küçük lady Lyanna Mormont’un katkıları oldu. Çocuk yaşına rağmen dizinin en gaza getirici anlarını yaşatan Bella Ramsey gerçekten büyük takdiri hak ediyor…

Game of Thrones - 6. Sezon - Max von Sydow

Kuzeyde önemli gelişmeler yaşanırken kuzeyde bulunan bir diğer karakterimiz Bran Stark’ı ise bir sezon aranın ardından yeniden gördük. En son merak uyandırıcı bir mekanda bıraktığımız karakterimizle ilgili sahneler oldukça ilgi çekiciydi. Özellikle usta oyuncu Max von Sydow’u bu sahnelerde görmek fazlasıyla memnun etti.

Bran Stark’ın geçmişe yolculuk edebilme özelliğiyle Ned Stark’ın gençliğini görme ve dizinin geçmişindeki bazı karanlık noktaları aydınlatma şansımız oldu. Bu noktada en çok ilgi çekici gelişmelerden biri ise şüphesiz ünlü R+L=J teorisinin sonunda doğrulanması oldu. Yani Jon Snow’un aslında Ned Stark’ın değil Lyanna Stark ve Rhaegar Targaryen’in oğlu olduğu doğrulandı. Tabii Bran Stark’ın bu bilgiyi öğrenmesinin diziye nasıl yansıyacağı merak konusu. Çünkü Bran şu sıralar diğer karakterlerden epey uzakta ve diğerleriyle buluşsa bile bu bilgiyi söyleyip söylemeyeceği veya hangi durumda söyleyeceği ciddi merak konusu.

Bran Stark’ın sahnelerinden sezona damgasını vuran bir diğer gelişme ise Hodor ile ilgiliydi. Dizinin en sevilen karakterlerinden olan ve sadece “hodor” diyebilen Hodor’un hikayesi ise gözleri doldurdu. Sezonun en iyi bölümlerinden biri, en iyi sahnelerinden biri de şüphesiz bu idi.

Game of Thrones - 6. Sezon - Emilia Clarke

Sezonun en dikkat çekici kısımlarından biri Meereen’de idi. Daenerys Targaryen bu sezon en çok bilinen unvanı olan Khaleesi’yi bir kez daha hatırlattı bizlere. Sezonun ilk kısmında Dothrakilerle uğraşan Daenarys Targaryen’in hem oradan ayrılışı hem de Meereen’i dönüşü efsane oldu. Hem Battle of the Basterds’ta hem de final bölümü The Winds of Winter’daki Khaleesi sahneleri son derece başarılı ve gaza getirici cinstendi. Böylece özellikle geçtiğimiz sezon düşüşe geçen Khaleesi yeniden yükselişe geçerek tahtı ele geçirme konusundaki en güçlü aday konumuna kavuşmuş oldu.

Khaleesi’nin akıl hocalığına soyunan Tyrion Lannister ise bu sezon bir hayli sönüktü. Grey Worm ve Missandei ile olan sahneleri keyif verse de önceki sezonlara bakılırsa olay örgüsündeki yeri bu sezon biraz daha düşüktü. Fakat gelecek sezon yaşanması muhtemel savaş sırasında Tyrion’ın çok önemli bir rol oynayacağını kestirmek güç değil.

Meereen ile ilgili bir diğer önemli gelişme Greyjoylar cephesinden geldi. Tahtı ele geçiren amcaları tarafından öldürülmek istenen Yara ve Theon Greyjoy kardeşler Khaleesi’ye sığındılar ve özellikle Yara le Khaleesi’nin karşılaşması sezonun en iyi sahnelerinden birini bize yaşattı.

Öte yandan Khaleesi’nin Dorne kızlarıyla iş birliği yapmasıyla ortaya tam bir kadın dayanışması çıkmış oldu. Sansa ve Cersei’nin de yükselişe geçmeleriyle birlikte bu sezon Game of Thrones’ta kadınların yüceltildiği bir sezon olarak görüldü.

Game of Thrones - 6. Sezon - Tommen ve Margaery

Kuzeyde ve Meereen’de önemli gelişmeler yaşanırken özellikle Joffrey’nin ve Tywin Lannister’ın ölümüyle birlikte giderek güç kaybeden başkent King’s Landing’te sezonun büyük kısmı dincilerle Lannisterlar (Tommen’i de Lannister sayabiliriz sanıyorum) arasındaki güç çekişmesiyle geçti. Kral Tommen’in devleti din ile birlikte yönetme kararı alması ve dayısı(!) Jaime’yi sürgüne göndermesiyle her şey dincilerin eline geçti diye düşünürken sezon finalinde yaşanan gelişmeyle birlikte Cersei yıllardır ellerinden çektiği dincilerden intikamını olabilecek en acı şekilde aldı. Her ne kadar Cersei’den nefret ettiğim kadar çok az dizi karakterinden nefret etmiş olsam da o sahnelerin mükemmelliğini inkar edemem. Özellikle malum sahnelerde çalan “Light of the Seven” tüm zamanların en iyi dizi müzikleri arasındaki yerini çoktan aldı. Tek kelimeyle büyüleyiciydi.

Son olarak da Arya Stark’tan bahsedelim istiyorum. Dizinin en sevilen karakterlerinden biri olmasına rağmen Arya’nın hikayesinin çok kopuk kalması ve “No One” olayının fazlasıyla uzaması sıkıcı hale gelmeye başlamıştı. Bu sezon nihayet o hikayede de sona gelindi ve Arya Stark özünü hatırlayıp Winterfell yolunu tutmaya karar verdi. Sezon finalindeki aldığı Red Wedding intikamı da sezonun en önemli gelişmelerinden oldu.

Oyunculuk performansları olarak bu sezon özelinde bahsedebileceğimiz ilk isim Jon Snow karakteriyle Kit Harington olabilir. Özellikle Battle of Basterds bölümündeki performansı gerçekten dikkat çekiciydi. Dizinin genelinin en iyi performans sahibi oyuncusu Peter Dinklage bu sezon epey pasifti ve bence bu sezon Emmy kazanmayı hak etmiyor. Performansı çok beğenilmese de ben Sophie Turner’ın da giderek daha iyi çıkardığını ve sezonun iyilerinden olduğunu düşünüyorum. Efsane oyuncu Max von Sydow muhtemelen Emmy’de konuk oyuncu ödülünü kazanacak ya da en azından aday olacak.  Çocuk oyuncu Bella Ramsey de bu sezonun gizli yıldızlarından biriydi. Battle of Basterds’ın diğer basterdı Ramsay’i oynayan Iwan Rheon da kötü karakterden gerçekten nefret ettirmeyi başardığı için ayrıca tebrik hak ediyor.

Game of Thrones - 6. Sezon - Maise Williams - Arya

Game of Thrones’ta artık ne yazık ki yavaş yavaş yolun sonuna geliyoruz. Yapımcılardan gelen açıklamaya göre herhangi bir değişiklik olmaması halinde dizi toplamı 13 bölümden oluşacak iki sezonun ardından ekranlara veda edecek. Özellikle bu sezonda dizinin final yoluna yaklaştığı fazlasıyla hissedilmeye başlandı. Artık birbirinden ayrı olan tüm karakterlerin yolları yavaş yavaş kesişmeye ve merak edilen konular cevap bulmaya başladı. Tabii hala merak ettiğimiz çok konu var ve tüm bu konuların 13 bölüme sığdırılacak olması da dolu dolu 13 bölüm izleyeceğimize işaret olarak gözüküyor.

Özetle Game of Thrones 6. sezonununda da mükemmelliğinden ödün vermedi, hatta aksine daha da mükemmelleşti. Özellikle son iki bölümüyle çıtayı iyice yükselterek belki de en iyi bölümlerine imza attı. Yayındaki diziler arasında zaten rakip tanımazken tüm zamanların en iyisi olma yolunda da ilerlemeyi sürdürdü. Keşke bu düzeyde, en azından bu düzeye yakın daha fazla dizi olabilse…

Game of Thrones

Game of Thrones
9.8

Puan

10/10

    Pros

    Cons

    Yorum yapmak ister misin?

    izleryazar Top 250 Film 2016'nın En İyi Filmleri
    %d blogcu bunu beğendi: