2000 yapımı Requiem for a Dream ile bir anda üne kavuşup fanatik hayran kitlesine sahip yönetmenlerden biri haline gelen Darren Aronofsky, 2010’da ise Black Swan ile kariyerinin zirvesini görmüştü. O tarihten sonra ise ünlü yönetmen için sessizlik dönemi başladı. İzleyici karşısına sadece 2014 yapımı ve kimseye yaranamadığı Noah ile çıkan Aronofsky’nin geri dönüşü ise bu yılın en çok tartışılan filmlerinden biri olan Mother! ile oldu. İlk gösterimini Venedik Film Festivalinde yapan film orada yuhalanarak olay oldu. Film Noah’tan bile kötü çıktı diye düşünmeye başlayacakken gelen son derece olumlu eleştirmen yorumları kafaları karıştırdı. Son derece olumlu yorumlar dediğime bakmayın eleştirmenler içinde de ayrılıp filmi yerin dibine sokanlar olmadı değil. Son yılların belki de izleyiciyi en çok bölen filmi olan Mother! için açıkçası pek umutlu değildim hatta sinemada izlemekten de vazgeçmiştim ama sürekli büyüyen tartışmaların çekiciliğine kapılıp geçen hafta daha fazla ertelemeyerek filmi izledim…

Mother, yönetmenin önceki filmlerinden de aşina olduğumuz şekilde metaforlarla beslenen bir film. Filmin görünen kısmında yeni kitabı için ilham arayan bir sanatçı ve evini mükemmelleştirmeye çalışan bir kadından oluşan çiftimiz var. Adam kadına göre yaşça epey büyük ancak görünürde epey mutlular. Bir gün adamın eve hasta ve yaşlı bir doktoru misafir olarak getirmesi ile birlikte işler değişmeye başlıyor. Çünkü bu misafir tek olarak kalmıyor. Misafirlerin devamı geldikçe esas kadının yani annenin sınırları zorlanmaya başlıyor…

Daha önce The Fountain ile, Noah ile dini konulara değinen yönetmen Darren Aronofsky bu konudaki ısrarını Mother’da da devam ettirmiş. Filmin ön yüzünde açıkça hiçbiri dile getirilmese de filmdeki her karakterin Hıristiyanlıkla ilgili önemli bir figürü temsil ettiği aşikar. Üstelik bunu anlamak için, en azından temel kısmını anlamak için filmi çok dikkatli okumaya da ihtiyaç yok. İnsanların tanrının iyi niyetini suistimal ederek doğaya karşı acımasızlığı filmin temel odak noktası olarak gözükse de tanrının daha fazla ilgi görmek uğruna insanların kötülüklerine müsamaha göstermesi de yansıtılıyor. Aslında filmin Venedik’te yuhalanmasının ardında yatan temel de bundan ibaret.

Sinemada metafor kullanımının hayranı olduğumu söyleyemem. Bazı yönetmenler metafor kullanımını filmin kendisinin önüne koyarak filmin ana ilerleyişini hiçe sayıyorlar. Gerçekten uzak, tuhaf bir ana konunun arkasında bir şeyler aramaya çalışmak benim sinema anlayışımla uyuşmuyor. Ancak ilgiyle izlenen iyi bir ana konunun arka planında başka derin anlamlar da yatıyorsa işte o zaman buna itiraz etmek mümkün değil. Peki Mother! hangi sınıfa daha uygun diye soracak olursanız bana kalırsa ilk yarısıyla olumlu tarafa daha yakın ve ilgi çekici bir konu etrafında ilerliyor. Fakat ikinci yarısıyla işler çığırından çıkıyor ve tamamen metaforlar üzerinden ilerleyen bir hale geliyor. Yani filmimiz ikisinin ortası sayılabilecek bir yerlerde geziniyor…

Filmin ilk yarısı normal bir gizem & gerilim kısmı edasıyla başlıyor. Ortada bazı tuhaflıklar söz konusu, fakat filmin farklı atmosferinin çekiciliği içerisinde çok fazla göze batmıyorlar. Aksine merak uyandırıp sebeplerini sorgulatıyorlar. Sahneler ilerledikçe ilginçlikler giderek artıyor ve bu ilginçlikler  filmin çekiciliğini de arttırıyor. Fakat biraz önce de bahsettiğim işlerin çığırından çıktığı kısımda çekicilik yerini katlanılmazlığa bırakıyor ve izleyicinin tahammül sınırlarını zorluyor. Requiem for a Dream’den de aşina olduğumuz tarzda baş ağrısı yapıcı sahneler gereksiz yere uzatılmış ve o ana kadar filmi sevemeyen izleyicinin filmden nefret etmeleri için gerekli neden sağlanmış…

Oyunculuklara gelecek olursak… Filmin en büyük yıldızı hiç şüphesiz Jennifer Lawrence. Genç yaşında Oscar kazanan ve şimdiden 4 Oscar adaylığı bulunan Lawrence, kariyerinin en başarılı performanslarından birini Mother!’da sergilemiş. Filmin her anında odak noktası oluşu da performansının ortaya çıkmasını sağlamış. Eğer film Akademi’ye birazcık yakın tarzda olabilseydi belki de 5. Oscar adaylığından söz ediyor olabilirdik. Javier Bardem, Ed Harris ve Michelle Pfeiffer kadronun diğer tecrübeli ve başarılı isimleri. Her biri filmin atmosferine uygun performanslar sergileseler de bireysel anlamda Lawrence’ın yanında çok öne çıkan bir performanstan söz etmek zor.

Mother! izlemesi, sevmesi zor bir film. Filmden ilk çıktığımda filmi sevip sevmediğime karar vermekte zorlandım. Son derece ilginç bir deneyim yaşadığım kesindi ama bu olumlu muydu olumsuz muydu karar vermek için üzerinde düşünmem, bazı şeyleri anlamlandırmaya çalışmam gerekti. Bu bile Mother’ın denemeye değer bir yapım olduğunun göstergesi. Belki konu olarak yeni bir şey anlatmıyor ama anlatım tarzıyla fark yaratarak çarpıcı bir sinema deneyimi sunuyor ve izleyiciyi üzerinde düşünmeye teşvik ediyor. Son yılların en tuhaf filmlerinden birini izleyeceğinizin farkında olarak şans verin derim…

Mother!

Mother!
65

Puan

7/10

    Yorum yapmak ister misin?

    izleryazar Top 250 Film
    %d blogcu bunu beğendi: