Farklı türlerde başarılı eserler ürettikten sonra 2015 yapımı Arrival ile son yılların en özgün bilim-kurgu filmlerinden birine imza atan Denis Villeneuve, bu filmin başarısından aldığı özgüvenle gözünü cesaret gerektiren büyük projelere dikti. 2017’de Hollywood’un kutsallarından birine devam filmi olma niteliğindeki Blade Runner 2049, gişede yüksek beklentinin altında kalsa da genel anlamda epey sevilip iki de Oscar ödülü kazandı. Bu projenin hemen ardından ise Kanadalı yönetmenin yeni işi, uzun yıllardır yeniden uyarlanması beklenen bilim-kurgu türünün en önemli klasiklerinden kabul edilen ve kitap serisiyle geniş bir hayran kitlesi bulunan “Dune” oldu. Pandemiye bağlı gecikmelerle birlikte yıllardır beklenen film nihayet geçtiğimiz gün izleyici karşısına çıktı…

Uzak bir gelecekte, 10000’li yılların başlarındayız. Baharatın en önemli madde olduğu evrende bu maddeyi koruma görevi imparator tarafından soylu Atreides ailesine verilir. Atreides ailesinin küçük oğulları Paul (Timothée Chalamet) ise özel güçlere sahip bir çocuktur ve kurtarıcı olarak görülmektedir. Buna karşın çelimsiz görüntüsü nedeniyle kendisinin gerçek kurtarıcı olduğuna dair ciddi şüpheler bulunmaktadır…

1965’te yayınlanan Frank Herbert eseri kitap, yazının başında da bahsettiğim gibi bugün bilim-kurgu türünün en önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor ve hala bir hayli popüler. Kendine has detaylı bir evren tasviri içeren kitap, Lord of the Rings ya da Star Wars gibi destansı kitap/film serilerini çağrıştırıyor. Bu kadar kapsamlı evrenlerin içerisine girebilmenin özel bir ilgi gerektirdiği de kesin. Ne yazık ki ben kitabı okuduğumda bu evrene hiç giremeyen, kitabı ilgi çekici bulmayan azınlığa dahil oldum. Yönetmeni David Lynch’in bile beğenmediği 1984 yapımı filmi de izleme ihtiyacı hissetmedim. Buna karşın Denis Villeneuve’nin filmine heyecan duymayı sürdürdüm. Ne de olsa yine çoğunluğun aksi şekilde hiç sevmediğim Blade Runner filminin devam filmini çok sevdirebilmiş bir adamdan bahsediyoruz. Bir kez daha şapkadan tavşan çıkarmasını umsam da bu kez çıkaramamış…

Dune’un gündemi en çok meşgul etme sebeplerinden biri HBO Max’in pandemi dönemine özel yayın stratejisiyle filmi sinemalarda ve platformda aynı anda gösterime sunmak istemesiydi. Denis Villeneueve, buna şiddetle karşı çıksa da kararı değiştiremedi. Filmi izledikten sonra yönetmenin tepkisinin hiç de haksız olmadığını anlıyorsunuz. Çünkü Dune, gerçekten sinemada izlenmeyi hak eden ve sinema atmosferine uygun olarak hazırlanmış bir film. Filmin hem görsel gücü hem de Hans Zimmer imzalı müzikleri çok başarılı…

Görsel ve işitsel zenginliğine karşın Dune’un hikaye tarafını zayıf buldum. Seriye giriş niteliğindeki film, bir anda çok detaylı ve kavraması kolay olmayan bir evreni önümüze sürüyor. Buna ek olarak çok fazla karakterin de sunulması filmle ve karakterlerle bağ kurmayı zorlaştırıyor. Ruhsuz ve duygusuz bulduğum ilk kısmın ardından son kısma doğru ilerlerken ise film başta sağlayamadığı karakter bağını nihayet sağlamaya başlıyor. Başarılı ve sürükleyici son kısmını ise çok ciddi bir yarım kalmışlık hissiyle tamamlıyor. Film, açıkça “devamı için sıradaki filmi beklemeniz gerek” diyor…

Filmin kalabalık oyuncu kadrosunda şahsen beni en çok heyecanlandıran isim son dönemin parlayan gençlerinden Zendaya idi. Genç oyuncunun otantik güzelliği karakterine çok yakışsa da rolünün çok kısa süreli ve bol tekrardan oluşması ciddi bir hayal kırıklığı yarattı… Başroldeki Timothée Chalamet’i itici bulan çoğunlukta olsam da burada rolüne yakıştığını ve gayet iyi bir performans gösterdiğini söyleyebilirim. Rebecca Ferguson ve Oscar Isaac de anne-baba rollerinde ciddi süre alarak öne çıkmışlar. Josh Brolin, Javier Bardem, Jason Momoa ve Charlotte Rampling filmin diğer büyük yıldızları arasındalar…

Dune, riskli bir kararla iki parçaya bölünmüş bir film. Riskli, çünkü ikinci filmin henüz resmi olarak açıklanmış bir kesinliği yok ve ilk filmin başarısına şartlanmış durumda. Elbette şu noktada ikinci filmin geleceği kesin gibi gözükse de gelmediği bir senaryo onca emeğin çöpe gitmesi demek. Öyle ki ilk film tek başına çok bir şey ifade etmeyen, sadece giriş niteliğindeki bir film. Bana kalırsa 2.5 saatlik süresini son derece yavaş bir işleyişle, çok da fazla bir şey anlatamadan tamamlayan, görsel gücünü seyir zevkine dönüştürememiş bir giriş… Kitap serisinin ve bilim-kurgu fanatiklerinin büyük ihtimalle yıl sonu listelerinde en üst sıralarında yer alacak olsa da bana göre yılın ortalama filmlerinden biriydi…

Dune

6

Puan

6.0/10