

Nobody Wants This – 2. Sezon
Netflix’in son dönemdeki ilgi çeken romantik komedilerinden olan Nobody Wants This, platformdaki izlenme başarısının ardından Emmy ve diğer ödüllerdeki başarısıyla kalıcı olacağının sinyallerini vermişti. Bugüne kadar pek çok diziyi ilk sezonda sevip ikinci sezonda hızlıca terk etmiş biri olarak dizinin ikinci sezonunu da aynı düzeyde -hatta daha fazla- sevgiyle tamamlamış olmaktan memnunum. Nitekim daha fazla uzun soluklu diziye ihtiyacımız var… Dizinin ikinci sezonuyla ilgili endişem ana konunun çok fazla albenisinin kalmayışıydı. İlk sezonda başroldeki ikilimizin hikayesiyle ilgili çarpıcı yanları büyük oranda tüketmiştik. Yapımcılar da bunun farkında olmuş olacak ki ikilinin kardeşleri Morgan (Justine Lupe) ve Sasha’nın (Timothy Simons) dizideki rolünü önemli ölçüde arttırmışlar. Bu harika olmuş, zaten ilk sezonda da keyifli anların önemli bir kısmını bu ikilinin sahneleri oluşturuyordu… Sezon finalinde işler biraz korkutucu noktaya gelir gibi olsa da yeni sezonlar için ümitliyim. Senaristlerin dizinin başarısını sürdürülebilir şekle dönüştürmek için yoğun mesaiye devam etmesi gerekecek…




A Man on the Inside – 2. Sezon
Yeni dizi sezonunu açtığım ikinci dizinin de başrolünde bir The Good Place yıldızı bulunan Netflix dizisi ikinci sezonu olması hoş bir tesadüf oldu. Geçtiğimiz yıl başlayan A Man on the Inside’ın farkı ise yapımcılığında da The Good Place’in yapımcısı Michael Schur’u bulunduruyor olması… A Man on the Inside, Schur’un zeki komedi anlayışını günümüzün popüler türü cinayet gizemiyle birleştirmişti. Komedi dozu diğer işlerinin gerisinde kalsa da benim ilgimin giderek azaldığı tür içinde iyi bir konum almayı başarmıştı. Dizinin ikinci sezonu ise tek sezonluk dizinin çok sezonlu diziye çevrimi noktasında önemli bir geçiş sezonu olmuş. Bu sezonla birlikte dizi kendini tekrarlama hatasına düşmekten kaçınarak hikayeyi yan karakterlerle genişletmeye çalışmış. Yine de ana karakterimizin çözmeye çalıştığı bir ana gizem var ve sezon boyunca konumuzun temelini bu oluşturuyor… Ted Danson, şahane performansıyla dizinin her şeyi durumunda. Başka bir oyuncuyla bu dizinin işlediğini hayal etmekte zorlanıyorum. Ona eşlik eden Lilah Richcreek Estrada da iyi iş çıkarıyor ve karakterinin genişletilmesini oldukça olumlu buldum. Dizide Michael Schur’un önceki işlerinden, özellikle de Brooklyn Nine-Nine’dan tanıdık yüzlere rastlamak çok mümkün. Ben ikinci sezonu ilkinden çok sevdim, daha iyi sezonlar izlemeye de çok hazırım…




Masumiyet Müzesi – 1. Sezon
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un dünya tarihinin belki de en özgün roman projelerinden biri olan Masumiyet Müzesi, roman ve bağlantılı müzesinin ardından bu kez dizisiyle adından söz ettirmeyi başardı. Netflix’te ekranlara gelen ve 9 bölümlük tek sezon şeklinde tasarlanan dizi, uzun bir aradan sonra Netflix’teki bir yerli diziyi soluksuz izlememi sağladı… 1970’lerdeki saplantılı bir aşığın hikayesini ele alan dizi, ilginç konusunun yanı sıra hissettirdiği dönem atmosferiyle de son derece başarılı. Her ne kadar ilk etapta klişe gibi gözüken noktaları olsa da çok geçmeden hem karakterlerin hem hikayenin tam aksine oldukça özgün olduğunu anlıyoruz… Başrolde Selahattin Paşalı şahane bir performans sunarken ona eşlik eden ve ilk kez bu yapımda izlediğim Eylül Kandemir diziye çok yakışan harika bir seçim olmuş… Gerek prodüksiyon tasarımı (birkaç önemli kusuru hariç tutarsak), gerekse müzikleriyle kalitesini hissettiren Masumiyet Müzesi alanında bugüne dek izlediğim en iyi işlerdendi…





Sekizinci Aile – 1. Sezon
Disney+’ın yakın dönemde duyurduğu projelerden beni en çok heyecanlandıranıydı Ali Atay ve tayfasının imzasını taşıyan Sekizinci Aile. Hem kadrosu hem konusuyla beni hemen yakalayan diziye heyecanımı kıran ise gösterime girer girmez aldığı aşırı olumsuz yorumlar oldu. Yine de bu durum diziye şans vermeme engel olmadı ki iyi ki de olmamış… Dizi, dünyanın yedi büyük ailesi arasına tekstil şirketi yöneten kalabalık bir Türk aile sekizinci olarak katılırsa ne olur sorusunu ele alıyor. Tabii bunu absürt mizah ile kendini hiç de ciddiye almadan yapıyor… Diziden nefret edenlerin niye ettiğini anlıyorum ve muhtemelen daha az sevdiğim oyunculardan oluşan bir kadro olsaydı yeterince sabretmeden ben de terk edip çıkardım. Fakat oyuncu kadrosunun hatırına diziye birkaç bölümlük şans verdim ve karakterlere alıştıkça diziye ve mizahına epey güldüm. Özellikle Mehmet Özgür’ün karakterini çok sevdim. Çağlar Çorumlu ve Erdem Şenocak da beni epey eğlendirdi… Dizinin en büyük kusuru küfürü aşırı abartması olmuş. 2026 yılında küfür üzerinden eleştiri yapmak biraz ucuz gözükse de diziyi izlerseniz yüksek ihtimal dediğimi haklı bulacaksınız. Özellikle Serkan Keskin’in neredeyse her repliğine küfür eklenmesi bu hissiyatı tetiklemiş… Gelen çok kötü eleştiriler sonrası muhtemelen devamı gelmeyecek olsa da sekiz bölümlük dizi benden geçer notu fazlasıyla aldı. Eğer devam ederse ikinci sezona da sonuna kadar açığım. İzleyecekseniz son derece absürt bir komediye hazır olup gerçekçilik üzerine kafa yormamanız gerektiğini bilmenizde fayda var…

