İstanbul Modern’in sinemaseverlere dev hizmeti “Oscar’ın Yabancıları” etkinliği kapsamında izlediğim ikinci film, Fas’ın bu yılki Oscar aday adayı olan fakat kısa listeye kalamayan “The Unknown Saint” oldu. İlk gösterimini Cannes’da yapan film, aynı zamanda yönetmeni Alla Eddine Aljem’in ilk uzun metrajlı filmi olma niteliğinde. Özellikle ilginç konusuyla ilgimi cezbeden filmi yakalamışken kaçırmak istemedim…

Fas’ta bir çölün ortasındaki koşuşturmaca sahnesiyle başlıyor filmimiz. Ana karakterimiz, yasa dışı yollarla elde ettiğini tahmin etmenin zor olmadığı para dolu çantasıyla bu koşuşturmacanın kovalanan tarafında. Neyse ki parayı gömecek bir yer buluyor ve gönül rahatlığıyla teslim oluyor… Yıllar sonrasına ışınlandığımızda adsız kahramanımız hapisten çıkıyor ve ilk iş olarak gömdüğü parayı bulmaya gidiyor. Fakat gördüğü tablo karşısında şaşkına dönüyor. Tam parayı gömdüğü yerde, ıssız çölün ortasında başında sürekli bekçi bulunan bir türbe kurulmuştur: “İsimsiz Aziz Türbesi”…

The Unknown Saint, konu itibarıyla aslında yerli sinemamızdaki bu yılın önemli filmlerden Nuh Tepesi’nin uzaktan akrabası sayılabilecek nitelikte bir film. Tıpkı o filmde olduğu gibi bu filmde de köye dışarıdan gelen kişinin geliş sebebi, sürpriz şekilde köyün kutsalı çıkıyor. Nuh Tepesi’nde bir kişinin manevi çıkarıyla bir toplumun manevi çıkarları çatışırken burada ise maddiyat ve maneviyat çatışması yaşanıyor. Tabii iki film arasındaki asıl büyük fark The Unknown Saint’in konuyu tamamen kara mizah olarak ele alması, Nuh Tepesi yorumumda da konunun komediye el verişli olduğunu söylemiştim ama filmin komediyle neredeyse hiç alakası yoktu. The Unknown Saint ise konu olarak yarattığı beklentiyle uyuşan tonda bir film…

Orijinal konusunun yanı sıra oldukça ilginç karakterlere sahip olan film, benzerini pek bulamayacağınız türden bir komedi anlayışına sahip. Buna karşın filmin ciddi bir tempo problemi var. İlk başta konuya hızlı girişle ilgi çekmekte hiç zorlanmayıp kendisine bağlasa da süre ilerledikçe ilgi çekiciliği giderek azalmaya başlıyor. 100 dakika gibi aslında uzun olmayan süresine rağmen gereğinden çok daha fazla uzatılmış gibi hissettiriyor. Bunun temel nedeni de hırsızlık temalı sahnelerin ve baba-oğulla ilgili kısımların ilgi çekici olmaktan epey uzak olması. Ana konunun ilgi çekiciliği kalmayınca bekçi, doktor, berber gibi eğlenceli yan karakterlerin sahneleriyle filme bağlı kalmaya çalışıyoruz. Bekçinin köpeğinin dişleriyle ilgili sahne gibi son derece özgün ve eğlenceli küçük güzel detaylar olsa da pek yeterli olduğunu söyleyemem…

Filmi izleme sebeplerimden biri de çöl coğrafyasında geçen bir hikayenin ilgi çekiciliğiydi. Bu açıdan filmin güzel görüntüler sunduğu söylenebilir. Fakat filmin asıl başarması gereken ilginç konusunu sürükleyici bir hikayeye dönüştürebilmek iken ne yazık ki bu noktada yetersiz kalmış. Eğlenceli anları olsa da tadı tuzu yetersiz bir film olmuş…

The Unknown Saint

4.5

Puan

4.5/10