Backrooms (2026)

Yaza girerken iki düşük bütçeli korku filmi, hem ülkemizde hem de globalde gişelere damgasını vurarak sıra dışı bir görüntüye imza attılar. Geçen ayki günlükte ele aldığım Obsession ve şimdi konuşacağımız Backrooms’tan bahsediyorum tabii ki… Youtuber olarak kariyerine başlayan Kane Pearson, sinema tarihine geçecek bir başarı hikayesiyle henüz 20 yaşında imza atmış bu filmine. Youtube’daki kısa videolar şeklindeki dizisinden uyarlanan film, çarpıcı bir çıkış noktasına sahip… İlişkisinde son derece sorunlu bir dönem yaşayan Clark (Chiwetel Ejiofor), yerel bir mobilyacıdır ve terapisti Mary (Renate Reinsve) ile ilişkisindeki sorunların üzerinden gelmeye çalışırken yaşamını mobilya mağazasında sürdürmektedir. Bir gün mağazanın duvarlarının ardında yepyeni bir gizemli dünya keşfeder… Backrooms’un kusursuz bir film olduğunu iddia etmek bir hayli yanlış olur. Aksine karakter motivasyonlarıyla ilgili ciddi sorunları var. Buna karşın başrol oyuncularının güçlü performanslarının da katkısıyla kendi dünyasına bir şekilde çekiyor izleyiciyi ve baştan sona çok farklı bir şey izliyor olma hissiyatını sürdürüyor. Yer yer gerilim dozunun epey arttığı sahneler mevcut ve gerilim unsurlarını da özgün şekillerde yansıtıyor. Son kısma kadar ben çok sevdim filmi ama sorduğu soruların neredeyse hiçbirini cevaplamamasını, oldu bittiye getirilmiş finalini sevemedim. Daha iyi bir finali hak ediyordu bu konu…

Backrooms
7.5

Disclosure Day (2026)

Sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden Steven Spielberg, 80 yaşına yaklaştığı şu günlerde hala ben dahil pek çok kişiyi yeni bir sinema filmi için en çok heyecanlandıran yönetmenlerden biri. Yakın dönemde imzasını attığı Ready Player One, West Side Story gibi şahane filmler yönetmenin yeteneklerinin üst düzeyde korunduğunun somut göstergeleriydi. Ustanın bilim-kurgu türüne dönüşünü müjdeleyen Disclosure Day de şüphesiz yılın en heyecan verici projelerinden biriydi ve ben de gösterime girer girmez IMAX salonun yolunu tuttum… Sonuç ise beklediğimin epey altında kalsa da oldukça çarpıcı bir deneyimdi… Açıkçası uzaylılarla ilgili filmler beni pek heyecanlandırmıyor. Fakat uzaylılarla ilgili komplo teorilerinden birinin işin ehli bir yönetmence gerçekçi bir şekilde ele alınması beni heyecanlandırdı. Emily Blunt, Josh O’Connor ve Colin Firth’ün güçlü performanslarıyla zaman zaman oldukça “cringe” bulunabilecek olaylar etrafındaki kovalamaca film boyu beni takibe ikna etti. Filmi benim gözümde asıl değerli kılan ise görkemli finaliydi. Gerçek sinemanın mükemmelliğinin güzel bir göstergesi niteliğindeydi ve tüylerimi diken diken etti. Tüm filmin değerini bir anda ciddi şekilde yükseltti… Senaryodaki bazı aksak noktalarına rağmen acımasız eleştirileri hiç hak etmeyen bir film ve yılın iyilerinden biri…

Disclosure Day
7.5

Toy Story 5 (2026)

En sevdiğim animasyon sorusuna net cevabım olan Toy Story serisi uzun yıllara yayılan hikayesiyle yine, yeniden karşımıza çıktı… Serinin dördüncü filmi, muhteşem üçlemeyi bozacağı endişesiyle pek çok kişi tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Fakat “aslında ihtiyacımız olduğunu bilmediğimiz” devam filmine dönüşmüştü. Beşinci film için de benzer şüpheler tekrar oluştu ki yine sonuçtaki aynı şeyleri söylemek çok mümkün… Hikayenin beşinci filminde yine hem duygusal hem de eğlenceli bir hikayemiz var. Önceki filmlerde yan karakter olarak kalan Jessie, bu kez hikayenin merkezine yerleşiyor ve ana kahramanımız Woody’yi biraz kenara itiyor. Hikayenin odağında ise teknoloji çağında çocukların gittikçe oyuncaklardan ve oyun dünyasından uzaklaşması var. Yani bu kez sahipleri büyüdükleri için terk edilen oyuncaklardan, global bir terk edilişe sürüklenen oyuncaklardan bahsediyoruz. Yine çok yerinde noktalara temas edip hem eğlendiren hem düşündüren bir Toy Story filmi var karşımızda. Beş filmi de çok iyi olan başka bir seri bilmiyorum, hatırlamıyorum. Nesiller boyu izleyiciyi aynı sinema salonlarında buluşturan Toy Story, çok çok özel bir şeyi başarıyor. İyi ki var…

Toy Story 5
8.5