


Euphoria – 3. Sezon
2019 yılında yayına başlayan Euphoria, yayınlandığı dönemden itibaren büyük ses getirerek Zendaya, Sydney Sweeney ve Jacob Elordi gibi oyuncuların yıldızlarını en üst seviyede parlaklığa ulaştırdı. O dönem diziye şans versem de diziyi fazla depresif bulup ilk bölümden sonra terk etmiştim. Uzun bir aranın ardından üçüncü ve final sezonuyla geri dönen diziye bir şans daha vermek istedim ve baştan sona aylara yayarak izledim. Doğrusu ilk kararımın pek de yanlış olmadığını gördüm. İzlemesi zor bir diziydi Euphoria. Hemen her karakterinin birbirinden nefret edilesi olduğu dizinin bitmek bilmeyen depresiflikleri beni gereksiz yordu. Bir noktaya kadar dizinin nerede ilginçleşeceğinin merakı, bir noktadan sonra ise o ana kadar verdiğim emeğin boşa gitmemesi temel motivasyonum oldu. Bununla birlikte dizinin en az sevilen sezonu olan üçüncü sezonunu pek de fena bulmadım. Okul çağındaki karakterlerin yetişkinlikteki hallerini görmek ve yanlış kararların başka yanlışlıkları beraberinde getirdiğini görmek çarpıcıydı. Amerikan rüyasının geldiği acınası son halini western tarzındaki bölümlerle neticelendirmek ise biçimsel olarak bir hayli ilginç tercih olmuş. Dizi zaten genel olarak kural tanımayan ilginç bir çekim tarzına sahipti ki üçüncü sezondaki western bağlantıları bunun en üst seviyesi olmuş… Dizideki oyunculuklar için ise söylenecek pek söz yok. Başta Zendaya ve son bölümlere ağırlığını koyan Colman Domingo olmak üzere neredeyse tüm kadro oldukça iyiydi. Neticede Euphoria, bazı bölümlerini ve bazı yönlerini sevsem de genel olarak çoğunluk kadar sevemediğim bir yapım oldu. İzlemesem de olurdu, kolay kolay kimseye önereceğim bir dizi değil…




Task – 1. Sezon
Sezonun ilgi çekici polisiye dizilerinden biri Mare of Easttown’ın yapımcısı Brad Ingelsby’dan geldi. HBO imzalı Task, başrolündeki Mark Ruffalo’nun da etkisiyle zorlanmadan radarıma girdi… Oldukça karanlık bir ilk bölümde beni diziye devam etmeye ikna eden özgün ve çarpıcı aksiyon sekansları oldu. Başta kötü karakteri olmak üzere pek çok karakterinin derinliğinin iyi yazılması dizinin öne çıkan yanları olarak gösterilebilir. Bununla birlikte yedi bölümün pek çoğunun gereğinden uzun hissettirdiğini ve seyir zevki olarak bazı sahneler dışında pek keyif almadığımı da belirtmem lazım. Oyuncu kadrosunda herkes işini iyi yapmış. Ben en çok Mark Ruffalo ve o olduğunu diziyi bitirdikten sonra fark ettiğim Emilia Jones’u beğendim. Emmy ödülü kazanan Tom Pelphrey de keza oldukça iyiydi. Daha çok mini dizi gibi gözükse de dizinin ikinci sezonu çoktan yola çıktı bile. Mark Ruffalo yine başrolde olacak. Ben devam eder miyim bilmiyorum ama türün gurmelerinin seveceği, beni tam anlamıyla yakalayamayan bir sezondu Task’ın ilk sezonu…





Your Friends & Neighbors – 2. Sezon
Bu dizi sezonunun benim için son dizisi önceki sezonun en parlak yeni dizilerinden biri olarak değerlendirdiğim Apple TV dizisi Your Friends & Neighbors oldu. İlk sezonunun sürükleyiciliğinden mütevellit zor zamanlar için sakladığım sezonu ne yazık ki ilki kadar çok sevemedim… Dizinin ilk sezonunda Coop’un (Jon Hamm) iş ve evliliğinde kendisini bir anda çok zor durumda bulmasının ardından yasa dışı işlere bulaşmasını izlemiştik. Bu yasa dışı işler elbette başına farklı dertler açmıştı. İkinci sezonda ilk sezonun ana hikayesi tükendikten sonra yeni konu sağlayan temel unsur, diziye yeni katılan Owen Ashe (James Marsden) karakteri olmuş. Zenginlerle dolu banliyöye katılan ultra zengin, Coop’un hayatındaki herkesle bir anda yakın ilişkiler kuruyor… Dizinin ikinci sezondaki temel sorunu bana kalırsa yüksek temposundaki düşüştü. İlk sezonun aksiyonu özellikle sezonun orta bölümlerinde keskin şekilde azalarak aile dramaları öne çıkarılmaya başlandı. İşin kötüsü bunda da başarılı değildi dizi. Örneğin Tori karakterini oynayan Isabel Gravitt’i çok beğenmeme rağmen bu karakterin üzerinden kurulan isyankar genç konusu bence çok kötü işlenmiş. İlk sezonun yıldızlarından gördüğüm Aimee Carrero bir kenara atılmış. Hoon Lee’nin oynadığı Barney karakteri iyice öne çıkarılmış ki bence performansıyla kendisi dizinin en zayıf halkası. Sanki diziye etnik çeşitlilik olsun diye dahil edilmek zorunda kalınmış gibi hissettiriyor… Tüm bu olumsuzluklar aslında çok sevdiğim bir dizinin daha iyi olamayışına ilişkin üzüntünün yansımaları. Pozitif tarafından bahsedeceksek Jon Hamm hala harika ve sezonun son bölümleri tempo istenilen seviyeye çıkarak sonrası için umut verdi. Dizinin son derece ender görülen bir başarı hikayesiyle başka hiçbir Emmy kategorisinde aday olmadan en iyi drama dizisine Emmy adayı olmasına sevindiğimi de ekleyeyim…

