Hayatımız boyunca yüzlerce, binlerce hatta belki de yüz binlerce şarkı tüketiyoruz. Özellikle popüler müzikte şarkıların ömrü gittikçe kısalıyor ve bir hafta onlarca kez dinlediğimiz şarkıyı birkaç hafta sonra beğenmez hale geliyoruz. Fakat bazı şarkılar var ki üzerinden yıllar, on yıllar geçse de hala tazeliğini korumayı başarıyor. Hele bunu bir de dünyanın dört bir yanından, her tarzdan müzikseverin gönlünde başaranlar var ki onlar gerçek birer efsane haline geliyorlar. “We Are The Champions” gibi, “We Will Rock You” gibi, “Show Must Go On” gibi ve tabii ki “Bohemian Rhapsody” gibi…

Tüm dünyada her kesimden dinleyiciyi kendilerine hayran bırakmayı başaran İngiliz müzik grubu Queen, biraz önce bir çırpıda saydığım birbirinden efsane şarkılarının yanı sıra solisti Freddie Mercury’nin sıra dışı hayatıyla da her daim müzik dünyasının en önemli figürlerinden oldu. Onların hayatını anlatacak ve belki de çok geç kalmış film için ise hazırlıklar uzun yıllardır sürüyordu. Çekim sürecindeki olaylarla da gündeme gelen ve yönetmeni Bryan Singer’ın seti aksatmasıyla kovulup Dexter Fletcher ile tamamlanan film, özellikle koyu Queen hayranlarınca yılın en çok beklenen filmlerinden biriydi. Ben ise Queen’in aktif dönemini yakalayamamış biri olarak Queen hakkında çok fazla şey bilmeyen fakat popüler şarkılarını ve özellikle de Bohemian Rhapsody’yi inanılmaz seven biri olarak projeye heyecan duydum. Ne var ki Amerika’dan gelen ilk eleştirmen yorumları film hakkında beklentilerimizi düşürmemize neden oldu. Hatta filmin tamamen fiyasko çıkmasından ciddi şüphe duyduk. Neyse ki eleştirmenler son yıllardaki en büyük yanılgılarından birini yaşadı ve Bohemian Rhapsody hem türünün hem de yılın en iyi filmlerinden biri olarak karşımızda…

Bohemian Rhapsody, Freddie Mercury’nin Queen çatısı altındaki müzikal yolculuğunu konu alan bir film. Yani  ne tamamen Freddie Mercury’ye odaklanan ne de tamamen grubun filmi diyebileceğimiz bir film. Söz konusu bu kadar büyük grup ve bu kadar sıra dışı bir hayat olunca herkesin kafasındaki Bohemian Rhapsody filmi farklı şekillenmiş ve aslında filmi sevmeyen eleştirmenlerin temel nedenlerinden biri de bu olmuş. Freddie Mercury, o dönemde açığa çıkarmanın zor olduğu eşcinsel kimliğiyle ve AIDS’e yakalanıp ondan sonra da ısrarla üretmeye devam etmesiyle oldukça büyük malzemeye sahip bir isim. Belki bu tarafa yoğunlaşılıp draması yoğun bir film elde edilebilirmiş fakat onun yerine Freddie Mercury’yi Freddie Mercury yapan ve bugün ölümünden onlarca yıl sonra bile tüm dünyada tanınmasını sağlayan müzikal dehası ön plana çıkarılmış. Bu tercih için filmi eleştirmenin bana kalırsa bir mantığı yok. Kaldı ki Queen şarkılarıyla insanlara pozitif duygular aşılayan bir grupken filminin de pozitif duyguları ön planda tutması yerinde tercih görülebilir.

Filmin en çok eleştiri aldığı kısımlardan bir tanesi yaşanan bazı olayların kronolojik sırasının değiştirilmesi. Şunu belirtmek gerekir ki Bohemian Rhapsody, tamamen Queen grubunun yönlendirilmesiyle hayata geçmiş bir proje. Yani kronolojik olaylar bilinçli olarak filmi daha etkin kılmak için değiştirilmiş. Filmin bir biyografi değil, kurgusal bir sanat eseri olduğu düşünüldüğünde  bu tercih üzerinden filme yüklenmek de çok anlamlı gelmiyor. Önemli olan filmi izledikten sonra filmi izleyen kişinin Queen’i, Freddie Mercury’yi araştırmak onları daha iyi anlamak isteği uyandırmak ki film bunu fazlasıyla başarıyor. Filmi izleyen biri zaten izledikten sonra film ile gerçek hayattaki olayların farklılığını öğrenecektir…

Bohemian Rhapsody, seyir zevki açısından izleyiciye eşsiz bir deneyim sunan enfes bir müzik filmi olmuş. Severek dinlediğimiz efsane şarkıların doğuşlarına tanık olmak, bu şarkıları bizlere armağan eden adamların yaşantılarına konuk olmak harikaydı. Özellikle efsane Live Aid konserindeki performans inanılmazdı. Sinemayla müziğin birleştiği filmlere olan tutkumdan sıklıkla bahsederim ve filmdeki Live Aid konserinin bu konudaki doruk noktalarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bir an için sanki sinema salonunda değiliz de Queen konserindeymişçesine coşkulandırmayı başardı film. Daha planlama aşamasından bu konsere büyük önem gösterilmiş ve hatta ilk çekimler de direkt bununla başlamış. Belki de bu sahne başarısız olsaydı film çekilmeyecekti bile. Bu sahnenin neden bu kadar önemli olduğunu filmi izledikten sonra anlamak mümkün…

Filmin başrolü yıllar boyunca büyük tartışma konusu olmuş ve uzun süre Sacha Baron Cohen adı öne çıkmıştı. Fakat oyuncu ile Queen üyeleri arasında anlaşmazlık çıkınca bu iş yattı ve rol Mr. Robot ile ünlenip Emmy kazanan Rami Malek’e gitti. Bana kalırsa dış görünüş olarak Mercury ile en ufak bir benzerliği bulunmayan Malek’ten olabilecek en iyi Freddie Mercury elde edilmiş. Rami Malek’in performansı baştan sona oldukça etkileyiciydi ve filmin en büyük artılarından biriydi. Oscar adaylığını alır mı son anda kaçırır mı kestirmek şu aşamada çok kolay olmasa da bence ödülü alsa bile itiraz edilmeyecek bir performans. Filmin kadrosundaki diğer isimler çoğunluğu tanınmamış kişilerden oluşuyor. Game of Thrones’ta Littlefinger olarak tanıdığımız Aidan Gillen ve Austin Powers ile tanıdığımız ve uzun süredir ortalarda gözükmeyen Mike Myers dikkat çeken isimlerden olsalar da çok süre almıyorlar. Queen’in diğer üyeleri Brian May ve Roger Taylor’ın gerçeklerine çok benzer kişiler olarak seçilmesi ve oyunculuklarının hiç sırıtmaması filmin başarılarından olarak görülebilir…

Lafın özü Bohemian Rhapsody, adını aldığı efsane şarkının hakkını veren, izleyiciye inanılmaz bir sinema deneyimi sunan ve etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız bir film. 2 saat 14 dakikalık süresini olabildiğince etkin şekilde kullanan yer yer güldüren, yer yer duygusallaşan, yer yer ise coşkulandıran bir film. Filmi izledikten sonra Queen’e olan hayranlığım katlanarak arttı ve film sayesinde, filmin ardından pek çok şarkılarını keşfettim. Bu saatten sonra Freddie Mercury’li bir Queen konserine tanık olma şansımız olmadığına göre buna en yakın deneyimi yaşamak için film sinemalardayken kaçırmayın derim!

Bohemian Rhapsody

9

Puan

9.0/10

1 Yorum

  1. Gizem

    filmden önce freddie merküry e daha çok saygı duyuyordum.filmde uçkur düşkünü biri olarak yansitmişlar adeta. Ayrica oyunculuk konusunda, r.malek cok vasat bnce. Çunku fredie daha hard,daha erkeksi, bu kdr nonoş değil. Ben bu kdr sükse yaptigina göre efsanevi bi hikaye beklerdim ama bnce tam bi hayal kirikliği… Cok çok iyi biyografik filnler var. Bu biraz yavan kalmiş

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: