Son yıllarda en çok karşımıza çıkan film çeşitlerinden biri, ünlü yönetmenlerin kendi çocukluklarından beyaz perdeye taşıdıkları kişisel hikayeler… Senaryo açısından pek de nitelikli olmayan bu furyanın beni şu ana kadar en çok heyecanlandıran örneği şüphesiz Steven Spielberg’ün çocukluğunu ele alacak “The Fabelmans” oldu. Ne de olsa sıradan bir yönetmenin hikayesi değildi, sinema tarihine belki de en çok katkıyı sunan, popüler sinemanın en büyük yönetmenlerinden birinin hikayesiydi…

Sammy Fabelman (Gabriel LaBelle), babası mühendis (Paul Dano), annesi piyanist (Michelle Williams) bir Yahudi ailenin küçük çocuğudur. Anne ve babasının küçük Sammy’yi ilk kez sinemaya götürüp sinemanın büyüsüyle tanıştırması ileride tarihin akışını değiştirecek olayların fitilini alevlendirir. Sammy, artık hayatını her şeyin filmini nasıl daha iyi şekilde çekebileceğini düşünerek geçirmeye başlar. Anne ve babası da bu konudaki desteklerini göstermekten geride kalmazlar. Kısa zamanda Sammy, sinemanın gücünün hayal ettiğinden de fazla olduğunu keşfeder, fakat sinemanın ortaya koydukları Sammy için her zaman toz pembe olmaz…

Çok uzun bir aranın ardından senarist yönüyle de karşımıza çıkan Steven Spielberg, kendi hayatını isimleri farklılaştırma yoluyla aktarmayı tercih etmiş. Küçük bir çocuğun tutkusu üzerinden sinemanın büyüleyiciliğini ve gücünü şahane bir şekilde aktaran Spielberg, bugüne kadarki en kişisel hikayesinde de ustalığını sergilemiş… Sinema övgüsünün yanı sıra The Fabelmans’ın yetenekli çocuklara örnek yaklaşım şeklini de başarılı şekilde ortaya koyduğunu söylemek mümkün. Mühendis bir babanın ve sanatçı ruhlu annenin ortak çabaları sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden birinin doğuşuyla sonuçlanmış…

Zaman zaman Spielberg’ün yönetmenlik yeteneklerinin eski gücünde olmadığı, artık daha sıradan işler yaptığı gibi eleştirilere rastlamak mümkün olsa da 70 yaşını çoktan deviren usta yönetmen hala formunun zirvesinde işlere imza atmaya devam ediyor. Özellikle 2018 yapımı Ready Player One ve geçen yılki West Side Story, sinemanın dahi çocuğunun hala o ışığını taşıdığını açıkça göstermişti. The Fabelmans’ta da Spielberg, çok iyi çekilmiş pek çok sahneye imza atmış. En çok da çocukken çektiği, dahiliğinden ilk eserleri verdiği filmlerin çekim anlarının yansıtıldığı sahnelere bayıldım… West Side Story’nin görkeminin bir adım gerisinde kaldığını düşünsem de görüntü yönetmenliği, prodüksiyon tasarımı ve diğer teknik dallardaki başarılar da dikkate değerdi. 90 yaşını geçen efsane besteci John Williams ile Spielberg’ün son beraberliği de yine çok başarılı olmuş…

İki buçuk saatlik uzun bir süreye sahip olan filmin, eleştirilebilecek tek bariz noktası süreyi zaman zaman fazla bonkör kullanması. Filmdeki bazı sahneler çok fazla amaca hizmet etmeyen, gereksiz sahnelermiş gibi hissettiriyor. Özellikle okulla ilgili kısımda olaylar fazla sıradanlaşmaya başlıyor…

Filmin oyuncu kadrosuna gelecek olursak, başrol Gabriel LaBelle’in çok iyi bir seçim olduğuyla başlayabiliriz. Kariyerinin ilk önemli rolünde büyük ustayla çalışması ve onun küçüklüğünü oynaması devasa bir şans olmuş. Bundan sonra da önünün açık olacağını kestirmek güç değil… Oscar’da başrol kategorisinde yarışma kararı alan Michelle Williams, başrol ile yardımcı karakter arası bir noktada. Hikayedeki en önemli ikinci karakter olduğu net ve oldukça duygusal sahneleri mevcut. Adaylık şansı bir hayli yüksek… Genelde abartılı ama çok iyi oynanmış rollerle karşımıza çıkan Paul Dano, bu kez çok daha sade ama yine çok etkili bir performans sergiliyor. Onun da adaylık şansı çok yüksek. Kısa ama çok güçlü bir sahneye imza atan Judd Hirsch de adaylık alabilecek, hatta doğru rüzgarla ödüle bile ulaşabilecek bir iş çıkarmış. Filmde kilit bir rol oynayıp ciddi süre alan Seth Rogen ve kısa ama çok eğlenceli, bir o kadar da akılda kalıcı bir performans sergileyen David Lynch de filmin diğer ünlüleri arasındalar…

Uzun lafın kısası The Fabelmans, Steven Spielberg’ün sinemaya kattığı sayısız güzelliğin en güncel örneği olmuş. Onu bu başarıya götüren faktörler hakkında daha fazla bilgi edinip, çocukluğundaki büyülü dünyasına yolculuk etmek hoştu. Yine de bir tık daha güçlü, daha etkili bir film beklediğimi de not düşmeliyim. Oscar’da büyük ödülü alır mı? Son ana kadar yarışın favorilerinden biri olarak kalacak, fakat net şekilde “alır” demek de şu aşamada kolay değil. Her koşulda yılın izlenmeyi en çok hak eden filmlerinden biri…

The Fabelmans

8

Puan

8.0/10