Ekranların en uzun soluklu dizilerinden bir tanesinde daha yolun sonuna gelindi. Showtime’ın 2011’de aynı isimli İngiliz dizisinin uyarlaması olarak başlayan dizisi Shameless, kısa sürede büyük hayran kitlesi edinerek orijinalinden çok daha popüler olmayı başaran ender uyarlamalardan bir tanesine dönüştü. 11 sezonluk ekran macerasının ardından Shameless, yıllardır diziyi takip eden izleyicileri için duygusal vedasını yaptı…

Chicago’da çoğunlukla toplumun alt kesiminin yaşadığı bir bölgede yaşamlarını sürdüren Gallagher ailesinin maceralarını ele alan Shameless, Amerika’nın alt kesimi için bir ayna olmayı kendine amaç edinmişti. Tabii bunu son derece cesur, aykırı ve çoğu zaman eğlenceli yollarla yapması dizinin asıl ilgi çekici yönlerini oluşturdu. Buna karşın son birkaç sezonda dizinin oto sansür uygulaması ve çıplaklığın neredeyse sıfırlanması da ileride dönüp bakıldığında Amerikan televizyonlarında bu konudaki son yıllardaki muhafazakarlaşmanın çarpıcı bir örneği olarak dikkat çekecek… Bunun haricinde dizinin yıllar içinde zaman zaman konu sıkıntısına düşüyormuş gibi hissettirse de istikrarlı bir şekilde devam etme başarısını sürdürebilmesi nadir görülen türden bir başarıydı. Özellikle ilk birkaç sezonu dışarıda tutarsak dizinin son sezonlarını kendi aralarında sıralamak bir hayli zordu. Son sezon da onları takip eden nitelikte bir sezondu…

Shameless gibi Amerikan toplumuna ayna olmayı amaç edinen bir dizinin Covid-19 konusuna da kayıtsız kalması beklenemezdi. Pek çok dizi Covid-19 diye bir şey hiç yokmuş gibi davranırken Shameless, pandemiyi oldukça iyi işlemiş. Daha doğrusu izleyiciyi pandemi konularıyla boğmadan pandemiyi iyi bir yan unsur olarak kullanmış. Dış mekanlarda çoğu zaman karakterler maske kurallarına uymaya çalışmış. Tabii uymadıkları zaman onları anlamamız da kolaydı. Neticede kural tanımaz Gallagher ailesinden bahsediyoruz…

Yazının bundan sonraki kısmında yıllardır olduğu gibi karakterlerin sezon içindeki hikayelerinden bahsedeceğim. Hem bu sezon için hem de geçmiş sezonlara yönelik spoiler niteliğinde bilgiler bulunabilir. Yazının geri kalanını sezonu izledikten sonra okumanızı öneririm…

Hazır bolca Amerikan toplumu demişken Carl (Ethan Cutkosky) ile başlayalım… Ailenin küçük afacan çocuğu Carl, dizinin orta sezonlarının taşıyıcı karakterlerinden biriydi. Küçükken karışmadığı suç, başını sokmadığı dert kalmasa da son yıllarda sürekli bir toparlanma sürecindeydi ve bu yıl Frank’in (William H. Macy) tabiriyle “ailesine ihanet ederek” polis olmayı seçti. Amerika’daki polis şiddetinin baş gündem olduğu bir yılda Carl üzerinden Amerika’daki farklı polis tipleri mercek altına alındı. Daha doğrusu tüm polis tipleri yerden yere vuruldu, konunun biraz kör göze parmak şeklinde işlenmesi ise doğrusu yer yer can sıkıcıydı. Neticede Carl için polislik müessesesi belki dev bir hayal kırıklığıydı ancak bireysel olarak Carl’ın duruşu takdir edilesiydi. Gallagherlar içinde belki de en iyi konuma gelenin Carl olması ise şaşırtıcıydı…

Bir önceki sezon Fiona’nın (Emmy Rossum) diziden ayrılmasının ardından ailenin en büyüğü olarak Lip (Jeremy Allen White) kaldı. Fakat önceki sezon hayatında pek çok şeyi yoluna koymaya başlamış gibi gözüken Lip’in başında bu sezon pek çok dert vardı ki bunların büyük çoğunluğu da maddi problemlerdi. Artık bir aile babası olarak sorumluluklarının giderek arttığı bir dönemde işsiz, evsiz ve parasız kalması sadece kendisini değil tüm Gallagherları derinden etkiledi. Çünkü Lip, maddi sorunlardan kurtuluş reçetesi olarak yıllardır Gallagherlara ev sahipliği yapan evi satmak istedi. Bu durum ise aileyi ikiye böldü ve özellikle Debbie (Emma Kenney) bu karara şiddetle karşı çıktı… Lip ile ilgili bu sezonki en etkileyici an ise kripto para zengini birinden aldığı küçük bahşişti. Lip’in çok büyük biri olma potansiyeli taşıyan zeki biri olduğunun güzel bir hatırlatmasıydı. Gallagher ailesinin içine doğmanın belki de en çok zararını gören karakterdi Lip ve tabii ki kendi büyük hatalarının da bedelini ağır ödedi, ödemeye de devam edecek gibi. En azından Tami (Kate Miner) ile yakaladığı harika ilişki karakterin hikayesinin son durumu için çok ciddi bir teselliydi…

İlk sezonları hariç tutacak olursak Debbie, -benim de aralarında olduğum- dizinin hayranlarının çoğu tarafından en az sevilen Gallagher üyesiydi. Sadece dizinin hayranları tarafından değil ailenin diğer üyeleri tarafından da Debbie’nin en az sevilen olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu sezonun başında Debbie’nin hem iyi bir anne olma hem de kendi işini kurma çalışmalarına tanıklık ettik. Bu da bir hayli zordu elbet, üstelik geçen sezon Sandy Milkovich (Elise Eberle) ile başlayan karmaşık ilişkisi de işleri daha da zorlaştırdı. Her ne kadar başına gelen her olumsuz şey için birilerini suçlama çabaları can sıkmaya devam etse de Lip ile ev kavgasında Debbie’yi haklı bulduğumu da belirtmeliyim. Lip’in kendi derdine düşüp küçük kardeşlerini tamamen umursamaz tavrı can sıkıcıydı. Neyse ki hatasını anladı… Debbie’ye dönecek olursak bana kalırsa dizi boyunca hikayesi tatmin edicilikten en uzak karakterdi ve finali de aynı şekilde oldu. Son bölümlerde kendisine yaratılmaya çalışılan kız arkadaş çabası sezonun en tuhaf gereksizliklerindendi…

Geçtiğimiz sezon evlenen Ian (Cameron Monaghan) ve Mickey (Noel Fisher) çiftinin ilişkileri bu sezon pek çok sınavdan geçti. Sezonun ilk kısmında onların da temel derdi geçimlerini sağlama konusuydu. Özellikle suç dünyasından kolay ama kirli para konusunda uzman Mickey’nin tekrar hapse girmemek için legal işlere yönelmesi bir hayli zordu. Ian olmasa bunu başaramayacağı da açıktı. Mickey’nin babası Terry (Dennis Cockrum) ile olan ilişkisi de sezon içerisinde geniş yer buldu. Özellikle Terry’nin geçmişine ve davranışlarının köküne inilen sahneleri beğendim. Fakat Ian ve Mickey’nin asıl keyifli sahneleri ikilinin farklı bir mahalleye taşınmasıyla gerçekleşmeye başladı. Özellikle Mickey’nin daha medeni bir ortama ayak uyduramama çabalarını izlemek bir hayli keyifliydi…

Ailenin çoğu ferdinin büyüyüp kendi düzenlerini kurmaya başlamasıyla birlikte Liam (Christian Isaiah), kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmak zorunda kaldı ve bu onun için hiç kolay değildi. Lip’in evi satma isteği de en çok Liam’ı etkiledi. Sezonun önemli bir kısmında evsiz bir şekilde sokaklarda kalacağı korkusuyla mücadele etmek zorunda kaldı… Kardeşleri babaları Frank’i sevmeseler de Liam ile Frank’in her zaman özel bir ilişkileri oldu. Gerçi Frank’in ailenin en küçükleriyle ilişkisi hemen her zaman pozitif yöndeydi. Fakat Liam ile iyi ilişkilerinin bozulduğunu neredeyse hiç görmedik. İkilinin sahneleri bu sezon keyifli olmaktan çok hüzünlüydü ne yazık ki…

Kevin (Steve Howey) ve Veronica (Shanola Hampton) ikilisi pandemiden en çok etkilenen karakterlerdi. Barlarını işletmeleri her zamankinden de zordu. Amerika’da uyuşturucunun pek çok eyalette yasallaşmasına dizilerde değinilmesine ise sanırım ilk kez onların barlarında rastladım. Adını çoktan televizyon tarihinin unutulmaz çiftleri arasına yazdıran ikilinin de önüne yeni bir sayfa açabilecekleri fırsat çıktı. Barlarını satıp farklı bir şehirde başka bir hayat kurma fırsatı… Özellikle Kevin, çoğu zaman dizinin komedi yükünü çekme konusunda çok önemli bir karakterdi. Fakat çiftin bu yönünü bu sezon neredeyse hiç göremedik. Bu da sezonun önemli eksilerindendi…

Ve Frank Gallagher… William H. Macy’nin unutulmaz performansıyla şahlandırdığı Frank Gallagher karakteri şüphesiz en unutulmaz televizyon karakterlerinden bir tanesiydi. Her ne kadar hiçbir şekilde savunulamayacak inanılmaz kötü yönleri olsa da izlemesi keyifli ve içten içe iyi olmasını isteyeceğiniz, doğru yolu bulmasını isteyeceğiniz türden bir karakterdi. Zaman zaman içerisinde bir kalp taşıdığını göstermesi bir yana genel toplum kurallarını reddeden ve sadece kendi kurallarını yaşayan, buna kendince haklı gerekçeler sunan tavrı bu durumun sebepleriydi… Sezonun ilk yarısında Frank, evlerinin yanı başına taşınan Milkovichler ile mücadele etmeye çalıştı. Bu konudaki destekçileri şaşılmayacak şekilde Liam ve bir hayli enteresan şekilde Kevin oldu. Frank’in asıl problemi ise alkole bağlı bunama belirtileri göstermeye başlaması oldu ki yıllardır yaptıklarının bedelini bu şekilde ödemesini rahatlıkla ilahi adalet olarak değerlendirmek mümkün olsa da o halini izlemek üzücüydü…

Sonuç olarak Shameless’ı da geride bıraktık. Özellikle çocuk karakterlerin çok olduğu uzun soluklu dizilerdeki finaller daha bir duygusal oluyor. Hele ki siz de onların bazılarına yakın yaşlarda başladıysanız… Yıllar boyunca son derece dezavantajlı bir aileden gelen bu çocukların hayatta kalma, kendi yollarını bulma mücadelelerini izledik. Bazen sevip mücadelelerini destekledik, bazense yaptıkları hatalara çok kızdık. Fakat sonuç olarak bir anlamda onlarla büyümüş ya da yaşlanmış olduk. Son sezonda özellikle geçmişe dönük flashbackleri izlemek bir hayli etkileyiciydi. Belki son sezon herkesi tatmin edecek şekilde bitmedi ama ben klişeye göz kırparken son anda pek çok açık kapının bırakıldığı finalini sevdim… Televizyon dünyasından Gallagherlar geçti ve onlar gibisi kolay kolay gelmeyecek…

Shameless 11. Sezon

7.7

Puan

7.7/10