Bazı diziler var ki bir televizyon ürünü olmanın çok ötesine geçerek hayatımızın önemli bir parçası haline geliyorlar. İlk sezondan bu yana sürekli şok edici olaylarla bizleri afallatan Game of Thrones, spoiler yememe uğruna verdiğimiz savaşlarla pazartesilerimize farklı bir boyut kattı. Tüm dünyada inanılmaz ilgi gören HBO dizisi, Lost’tan bu yana üzerinde en çok konuşulup tartışılan dizi oldu ve hatta onun popülaritesini dahi geride bıraktı. Ve nihayet adını televizyon tarihine altın harflerle kazıyan Game of Thrones’un da veda zamanı geldi… Diğer sezonlarından daha az sayıda ama daha uzun süreli bölümler vaat eden altı bölümlük sekizinci sezon için beklentilerimiz bir hayli yüksekti, ancak ne yazık ki sonuç bir hayal kırıklığı oldu…

George R.R. Martin’in ünlü roman dizisinden televizyona uyarlanan Game of Thrones, kitaplardan aldığı gerek niceliği ve nitelikleri bir hayli yüksek karakterleriyle gerekse zekice tasarlanmış kendine has dünyasıyla kısa sürede fenomene dönüşmüştü. Fakat sorun şu ki George R.R. Martin, henüz seriyi tamamlamadı. Yani kitapların hızı dizinin hızına yetişmekten çok uzak kaldı. Hal böyle olunca seriyi tamamlama işi büyük ölçüde dizinin yaratıcıları David Benioff ve D.B. Weiss’e kaldı. Her ne kadar ikili, ilk başlarda yedikleri mirasların sağlamlığı nedeniyle sıkıntı yaşamasalar da iş olayları nihayetlendirmeye gelince fena halde çuvalladılar. Dizinin başarısındaki en büyük payın George R.R. Martin’in güçlü kaleminin olduğu net şekilde ortaya çıkmış oldu…

Aslında final sezonunun herkesi memnun etmeyecek bir final sezonu olacağını biliyordum. Çünkü dizide herkesin kendi sevdiği karakterler çerçevesinde kafasında az çok kurduğu bir final var ve beklediklerini bulamayanların hayal kırıklığı yaşaması çok normal. Fakat tahmin edemediğim nokta memnuniyetsizliği diziyi izleyen neredeyse herkese yayabilme potansiyellerine sahip olduklarıydı…

Peki sekizinci sezonu bu kadar problematik yapan nokta neydi? Aslında sorunların başlangıcı bir önceki sezon olan yedinci sezona dayanıyor. Önceleri cesurluğuyla ve önemli karakterleri acımadan öldürmesiyle tanınan dizi, bir anda tüm karakterleri hikayenin içinde tutmaya çalışan ve kayıpları minimum düzeyde tutmaya çalışan bir diziye dönüştü. Senaristlerimiz bu uğurda da zaman zaman gerçekçilikten uzaklaşan sahneler koymakta sıkıntı görmedi. Bir diğer konu ise önceleri ağır ağır işlenen hikayenin bir anda çok hızlı bir şekilde ilerleyerek finale koşmasıydı. Bu sorunları hikayenin nihayete erdirilmesi için bir şekilde gerekiyor diye düşünerek ve mevcutta gerçekleşen olayların da son derece sürükleyici, ilgi çekici oluşuna aldanarak mümkün olduğunca görmezlikten gelmeye çalışsam da son sezonda her iki durum da görmezden gelinemez bir noktaya geldi…

Altı bölümlük sekizinci sezonun ilk iki bölümü önceki sezonlardan da alıştığımız şekilde dizinin sezonluk hikayesinin yönlendiği, fırtına öncesi sessizlik olarak nitelendirebileceğimiz aksiyonu az diyalogu çok bölümlerdi. Aslında bu iki bölüm sezonun en az itiraz gören bölümleriydi diyebiliriz. Fakat bunlarda bile önemi yüksek bazı sahnelerin çok hızlı geçiştirilmesi diziye yakışmayan cinstendi. Örneğin Arya ve Jon’un sezonlar boyunca beklediğimiz buluşması beklenen etkiyi yaratmaktan çok uzaktaydı…

“The Long Night” adını taşıyan üçüncü bölüm ise bana göre sezonun en epik ve en başarılı bölümüydü. Uzun süredir beklediğimiz savaşlardan birine tanıklık ettiğimiz bölümü nefes nefese izledim ve biraz fazla karanlık olduğu yönündeki eleştirilerek hak versem de çok beğendim. Fakat bu bölümde de biraz önce yedinci sezon hakkında söylediklerim geçerliydi. Bu çok beğenme için bazı şeyleri görmezden gelmemiz önemli bir ön koşuldu. Ayrıca bölümle ilgili asıl sorunum dizi içindeki konumlandırması ve sonraki bölümlerin bunun üstüne çıkmasının neredeyse imkansız oluşuydu ki bu düşüncemde yanılmadım. Sonucuyla izleyiciyi tam anlamıyla ikiye bölen bu bölümün ardından dizide çok ciddi bir bocalama baş gösterdi. Dördüncü bölüm, yeni bir fırtına öncesi sessizlik bölümü gibiydi ki böyle olmasını beklediğimiz için çok şaşırtmadı. Fakat dizinin en epik bölümlerinden biri olmaya çalışan, daha sezon öncesinde efsane bir bölüm olacağı konuşulan beşinci bölüm pek çok yönden tatmin etmekten uzak bir bölüm olarak karşımızdaydı. Karakter gelişimleri açısından aşırı hatalı bulmasam da önemli olayların son derece önemsizmişçesine işlenmesi, bunun aksine dizinin son sezonlarında umrumuzda olmayacak olayların büyütülmesi de ciddi bir sorundu…

Ve nihayet final bölümüne geldiğimizde ise beşinci bölümün yarattığı hoşnutsuzluk sonrasında zaten beklentilerimiz düşüktü. Tek beklediğimiz karakterlere yazılacak düzgün sonlarla diziye düzgün bir veda edebilmekti. Fakat adeta ortaokul müsameresi andıran senaryosuyla ve dizinin genel tavrına hiç uymayan bir zayıf bir final hayal kırıklığını iyice tavan noktasına taşıdı… Neredeyse hiçbir karakterin vardığı final tatmin etmediği gibi önemli olayların bir kez daha çok basit geçiştirilmesi ve sürpriz yapmak uğruna mantık sınırlarından uzaklaşılması diziye hiç ama hiç yakışmadı…

Her şeye rağmen Game of Thrones, televizyon tarihinin en önemli dizilerinden biri. Sekiz sezonluk macerada bizlere inanılmaz anlar yaşattı ve yazının başında da dediğim gibi hayatlarımızın önemli parçası haline geldi. Evet, final sezonu ciddi kırgınlıklara yol açtı ancak bir daha Game of Thrones kadar fenomen olabilecek bir dizinin çok çok uzun yıllar boyunca karşımıza çıkabileceğine ne yazık ki hiç inanmıyorum. Keşke final sezonu daha uzun ve ilk sezonlardaki gibi aksiyondan çok karakter derinlikleriyle öne çıkan, dolu dolu bölümlerden oluşabilseydi. Ancak hayal kırıklığı dediğimiz final sezonu dahi ekranda kolay ulaşılabilecek bir seviyede değil. Eğer hala diziyi izlemeyenlerdenseniz ve “finali çok kötüymüş hiç bulaşmayayım” gibi bir düşünce içerisindeyseniz ciddi bir yanlışın içerisindesiniz. Beklentilerimi karşılayamayan final sezonu ve özellikle de final bölümüne rağmen Game of Thrones benim için gelmiş geçmiş en iyi diziler listesindeki en üst sıralardaki yerini korumaya devam edecek…

Game of Thrones 8. Sezon

8.4

Puan

8.4/10

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: