Hollywood’un son yıllardaki hemen her yıl iddialı bir uzay filmi çıkarma geleneği bu yıl da devam ediyor. Gravity, Interstellar, The Martian gibi çok sayıda başarılı örneğin ardından geçtiğimiz yıl beklentileri tam anlamıyla karşılayamayan First Man karşımızdaydı. Bu yıl ise aslında iki uzay filmi birden beklenti yarattı. Bunlardan Noah Hawley’nin yönettiği Natalie Portman’lı “Lucy in the Sky” henüz vizyona girmese de festivallerde aldığı çok kötü yorumlardan sonra beklentiyi sıfırladı. Bugün bahsedeceğimiz, James Gray’in yönetmenliğini üstlendiği Ad Astra ise eleştirmenlerden genel anlamda beğeni toplasa da izleyiciyi ikiye bölen bir yapım olarak karşımızda…

Filmimiz tam tarihini belli etmemekle birlikte yakın gelecekte geçiyor. İnsanlık uzay konusunda büyük yol almış ve artık Ay’a yolculuk, tarifeli seferler üzerinden yapılır hale gelmiştir. Roy McBride (Brad Pitt), SpaceCom adındaki bir uzay şirketinde çalışan başarılı bir astronottur. Roy’un babası Clifford (Tommy Lee Jones) ise SpaceCom için tam bir efsanedir. 30 yıl önce çıktığı bir görevde Neptün civarlarında kaybolmuş ve öldüğü varsayılmıştır. Bir gün Roy’a babasının aslında ölmemiş olabileceği söylenerek onunla ilgili bir görev verilmesiyle olaylar gelişir…

Ad Astra, tıpkı geçen yıl izlediğimiz First Man gibi olaylardan çok karakter psikolojilerine eğilip çıkarımlar peşinde koşan bir film. First Man’de duygu aktarımını yetersiz bulmuştum ancak Ad Astra bu konuda daha da başarısız. Filmin merkezine yerleştirilen baba-oğul ilişkisi hiçbir şekilde ilgi unsuru haline gelemiyor. Senaryoda ikili arasındaki bağ dışında tutunacak başka bir şey de olmayınca ortaya seyir zevki açısından oldukça yetersiz bir iş çıkmış…

Yavaş ilerleyişiyle seyirci açısından zor bir film olmanın yanı sıra anlatmaya çalıştıklarıyla da Ad Astra’yı tatmin edici olarak bulmak çok zor. Özellikle rahatsız edici, gereğinden fazla dış ses kullanımıyla çok mühim mesajlar veriyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışsa da vardığı temel sonuç aslında “uzay çok sıkıcı ve burada bir şey yok, bunlarla kafayı bozmak yerine dünyanın güzelliklerine bak” gibi ucuz bir çıkarımdan ibaret…

Ad Astra bilim kurgu açısından da yeni bir şey getirmiyor. Filmdeki hemen her şey daha önceden gördüklerimizin toplamasından ibaret. Genel olarak gerçekçi bir yakın dünya tasviri yapmaya çalışsa da uzay korsanları filmin bu konudaki ciddiyetine biraz gölge düşürmüş. Aksiyon sahnelerinde de zaman zaman gerçekçiliğin geri plana atıldığını söylemek mümkün…

Olumsuz yanlarına karşın Ad Astra, teknik açıdan çok başarılı bir film. Özellikle son dönemde Christopher Nolan filmleri Interstellar, Dunkirk ile tanıdığımız Hoyte Van Hoytema görüntü yönetimi konusunda harika iş çıkarmış. Zaten afişlerin kalitesinden görüntü yönetimi konusunda iyi bir iş geldiğini az çok tahmin ediyorduk ama beklenenden de iyi bir ürün var karşımızda. Bununla birlikte filmdeki ses kullanımı da çok başarılıydı, yenilikçiydi. Özellikle ses kurgusu kategorisinde Oscar’ı zorlayabilecek filmlerden olduğunu düşünüyorum…

Filmin bir başka olumlu yanı da şüphesiz Brad Pitt idi. Bu yıl “Once Upon a Time in Hollywood” ile izlediğimiz, bu rolle Oscar sahalarına dönüş sinyali veren yıldız oyuncu performans anlamında ikide iki yapmış. Karakterin duygularını senaryonun izin verdiği ölçüde oldukça iyi yansıtmış ve ekstra efor sarfetmeden üst düzey bir performans ortaya koymuş. Bununla birlikte Brad Pitt gerçekten ekrana çok yakışan bir isim ve muhtemelen onun yerinde bir başkası olsaydı filmi izlemek çok daha zor hale gelebilirdi… Bu arada Brad Pitt’in bu filmle Oscar şansını merak edenleriniz varsa, bunun pek mümkün olmadığını söylemeliyim. Hem film Akademi’nin ana kategorilerde çok ciddiye alacağı bir film değil gibi, hem de Pitt’in performansı Akademi için fazla gösterişsiz. Yanılmayı isterim ama büyük ihtimalle oyuncunun kendi kariyerindeki en sağlam performanslar sıralamasının üstlerinde yer bulmakla yetinecek…

Filmin Brad Pitt dışındaki oyuncu kadrosuna aslında pek iş düşmemiş. Tommy Lee Jones, Ruth Negga, Donald Sutherland, Liv Tyler gibi ünlü isimler kısa sürelerde ekranda yer alıyorlar ve tümünün karakterleri filme etki etmekten çok uzaktalar.

Ad Astra, görsel gücüne ve Brad Pitt’in kaliteli performansına karşın benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Duygusal olmaya çalışıp beceremeyen, doğru düzgün bir noktaya bağlanamayan zayıf bir senaryo ürünü. Kimseye kolay kolay önermeyeceğim bir film olsa da “uzayla ilgili ne çıksa izlerim” diyenler filmi es geçemeyeceklerdir…

Ad Astra

4.5

Puan

4.5/10

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: