Danimarka’nın dünya sinemasına en büyük armağanlarından biri olan Lars von Trier, dört yıllık uzun bir aranın ardından yeni filmini bizlerle buluşturdu. Her filmiyle büyük yankı uyandıran, aykırı tarzıyla Hollywood çevresinde pek sevilmese de dünyanın dört bir yanında geniş bir hayran kitlesine sahip olan yönetmen, son olarak iki parça halindeki Nymphomaniac ile aykırılığını en uç noktalara çıkarmıştı ve bu kez yine o uç noktalarda gezinen başka bir ilginç yapımla karşımızda…

Kariyerinin büyük bir bölümünde kadın karakterleri merkezine alan filmlere imza atan Trier, bu kez bir erkek karakteri hem de çoğunlukla kadınları öldüren bir seri katili filminin merkezine ele alıyor. 1970’ler Amerika’sında başlayan hikayemiz uzun bir zaman periyoduna yayılıyor ve Jack’in (Matt Dillon) işlediği ilk cinayeti, sonrasında bir seri katile dönüşme sürecini aşama aşama izliyoruz…

İlk etapta mini dizi olarak planlanan The House That Jack Built, başta mini dizi olarak tasarlanmasından mıdır bilinmez yönetmenin daha önceki bazı filmlerinde de gördüğümüz üzere kendi içinde farklı bölümlere ayrılmış durumda. Hikaye aralarında ise Jack’in gizemli bir dış ses ile yaptığı psikolojik konuşmaları dinliyoruz. Trier, hikayelerine izleyiciyi çekmeyi iyi başaran bir yönetmen ve bu başarısını bu filmde bir kez daha göstermiş. Daha ilk sahneden itibaren film izleyiciyi içerisine alıyor. Fakat uzun süresinin de etkisiyle üzerindeki ilgiyi korumakta zorlanıyor ve bölümler arasında inişli çıkışlı bir grafik çiziyor.

Yönetmenin bir önceki filmi Nymphomaniac, cinsellikle ilgili sahneleri en rahatsız edici şekliyle göz önüne koyduğu için bazı kesimlerden epey tepki çekmişti. The House That Jack Built ise aynı şeyi şiddet için yapıyor. Filme son derece rahatsız edici kadına şiddet, çocuğa şiddet ve hatta hayvana şiddet sahnelerini koymayı uygun görmüş Trier. Her ne kadar kendisinin pek çok filminin hayranı olsam da Trier’ın son iki filmindeki bu tutumu bana gereksiz bir sansasyonel olma, aykırı duruş sergileme çabası geliyor ve bu durumu üzücü buluyorum. Çünkü Trier, gerçekten her zaman karşılaşamayacağımız cinsten bir sinema dehası ve bahsettiğim bu çabası kendi sinemasına zarar veriyor…

Filmin başrolünde yer alan Matt Dillon, seri katil Jack’in psikolojik sorunlarını çok iyi yansıtarak kariyerinin en güçlü performanslarından birini ortaya koymuş. Filmin ilk sahnelerinde ilgimizi cezbetmeyi başaran Uma Thurman’ın yanı sıra filmin en çarpıcı bölümlerinden birini sırtlayan son dönemin yükselen yıldızı Riley Keough filmin diğer önemli isimleri arasında…

The House That Jack Built, çılgın bir yönetmenin elinden çıkmış aykırı bir seri katil filmi. İzlemesi çoğu zaman keyifli olsa da, finalindeki şarkı seçimiyle kahkaha attırsa da filmin senaryosunun ve senaryonun vardığı noktanın tatmin edici olduğunu söylemek çok zor. Evet, iki lambayla öldürme arzusunun anlatıldığı sahne gibi eşsiz, akılda kalıcı anlar var ama bir bütün olarak yönetmenin ortalamasının epey altında. Eğer Trier hayranıysanız zaten mutlaka şans vereceksinizdir ancak ilk kez izleyecekseniz sevme ihtimalinizin daha çok olduğu diğer filmlerinden başlamanızı öneririm…

The House That Jack Built

6

Puan

6.0/10

2 Responses

  1. Sibel

    Sinema dünyasının aykırı yönetmenlerinden biri Trier
    Merak ettiğim ama özellikle şiddet sahneleri yüzünden bir adım geri durduğum bir film.

    Söylentiler doğruysa, o sahneler gerçekse izleyebileceğimi sanmıyorum zaten.

    Cevapla
  2. Vito Andolini

    Üstadın filmini bile unutmuşum ? Kendimizi hayat mücadelesine o kadar çok kaptırmışız ki bu yaşayan büyük efsane yönetmenin yıllardır beklediğim filminin çoktan çıktığını unutmuşum. Güya filmekiminde gidecektim ama onu bile unuttum. Spoiler yememek için yazıyı okumadım ama Lars Von Trier’den bahsediyoruz. Lars Von Goddamn Trier… Sadece adı bile 7 puandan başlar ki Kubrick’in adı 8, Tarantino’nun ise 7.5 dan başlıyor. O yüzden kesinlikle üst düzey kaliteli bir film olacağına şüphem yok. Bol bol kan ve şiddet varsa tadından daha da yenmez. Keşke sinemada izlemiş olsaydım…

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: