Kısa zaman öncesine kadar sinemadan televizyona geçmek oyuncuların kariyerlerindeki bir düşüş belirtisi olarak görülürdü. Fakat artan rekabetle birlikte televizyonda hem bütçeler yükseldi hem de televizyon yapımlarının prestijleri sinema filmleriyle yakın seviyelere geldi. Nicole Kidman, Reese Witherspoon, Shailene Woodley, Laura Dern gibi birbirinden gözde yıldız oyuncuları bir araya toplayan Big Little Lies da bu durumun en çarpıcı örneği olarak iki yıl önce karşımıza çıkmıştı. Mini dizi olarak yola başlayan Big Little Lies, ikinci sezonunda mevcut kadrosunu korumayı başarması bir yana Oscar törenlerinin vazgeçilmez ismi, yaşayan en önemli oyunculardan biri olan Meryl Streep’i de kadrosuna kattı. Bu dev gelişme sonrası başlarda gerekliliğini sorguladığımız ikinci sezon heyecan verici hale dönüştü…

Mini dizi olarak planlanan Big Little Lies’ın ilk sezonu dizinin ana sorusunu cevaplıyordu. Yani dizinin temel merak unsurunu oluşturan kim neden öldürüldünün cevabını bulduk ve diziyle işimizin bittiğini düşünüyorduk. Bunu düşünen sade izleyicilerin çoğunluğu olarak biz de değildik dizinin yapımcıları arasında bulunan ve ilk sezonun tüm bölümlerini yöneten Jean-Marc Vallée de dizinin devam etmesinden yana olmadığını açıkça belirtmişti. Fakat bu projeye büyük önem veren, uğruna önemli projeleri çeviren Reese Witherspoon’un da çabalarıyla ikinci sezon kararı alındı. Yönetmenliğe ise ikinci sezon için isteksiz Vallée’nin yerine American Honey filmiyle sükse yapan Andrea Arnold getirildi…

Dizinin ilk sezonunda cinayetin hemen sonrasından başladıktan sonra geriye dönerek cinayete dek geçen olayları izlemiştik. İkinci sezonda ise tamamen cinayetin sonrasındayız. Perry’nin (Alexander Skarsgard) annesi Mary Louise olarak hikayeye dahil olan Meryl Streep ikinci sezon gelişen olayların merkezinde yer alıyor. Acılı bir anne olan Mary Louise, oğlunun yaptıklarını kabullenmekte güçlük çekiyor ve başına gelenleri anlamaya çalışıyor. Etrafındaki herkese olan şüpheci tavırlarına torunlarının annesi Celeste’in dengesiz hallerine güvensizliği eklenince Mary Louise Monterey Beşlisi’ni kısa sürede karşısına alıyor ve beşli bu kez Mary Louise’e karşı kadın dayanışması uyguluyor…

Eğer dizinin ilk sezonunu gerçekten gizem unsurunun etkisiyle büyük bir merak içerisinde izlediyseniz ikinci sezonunun sizi tatmin etmeme olasılığı yüksek. Fakat benim için Big Little Lies konusundan ziyade müzikleriyle, mekanlarıyla, görüntü yönetmenliğiyle, çoğu zaman sürükleyici olan diyaloglarıyla ve nefis oyunculuklarıyla öne çıkan bir yapımdı. Dizinin konusu olan cinayet ise sadece bir fondu. Bu nedendir ki ikinci sezonu da ilkiyle aynı oranda beğendim. Çünkü biraz önce saydığım unsurların hepsi aynı derecede başarıyla devam ediyor. Evet, cinayetle fazla ilgilenmeyip sezonu velayet davasına odaklamaları ilginç sayılabilecek bir seçim olmuş. Ancak dizi, bu konunun da hakkını vermiş. Zengin diyaloglar, gerçekliğine bizi inandıran karakterler bu basit gözüken konuyu bir hayli zenginleştirmiş ve ortaya tıpkı ilk sezonki gibi zaman zaman fazla ağır ilerlese de kendini izleten bir iş çıkmış…

Geçtiğimiz sezon izlediğimiz psikolojik sorunlarına bu yıl yaşadığı ağır travma eklenen ve çocuklarının bundan minimum düzeyde etkilenmesi için çabalayan Celeste (Nicole Kidman) bu sezon iyice öne çıkan karakter haline geldi. Nicole Kidman da bu fırsatı çok iyi değerlendirerek performansıyla devleşti. Büyük ihtimalle gelecek sezon diziyle ikinci kez Emmy ödülünü kazanacak…

Madeline’i (Reese Witherspoon) bu sezon daha çok aile içi meseleleriyle uğraşırken izledik. Ed (Adam Scott) ile yaşadıkları çıkmaz sezonun takibe değer, başarılı yan hikayelerinden bir tanesiydi. Reese Witherspoon’un bu projeye neden bu kadar önem verdiğini anlamak zor değil. Çünkü Madeline karakterine inanılmaz yakıştı ve buradaki performansıyla kariyerinin en üst noktalarından birine ulaştı. Bu sezon da başarısını sürdürdü… Ona eşlik eden ve daha çok komedi dizilerinden tanıdığımız Adam Scott da bu sezon dizideki etkinliğini arttırarak iyi katkıda bulundu…

Dizideki en ağır travmalardan birini yaşayan Jane’in (Shailene Woodley) oğlu Ziggy (Iain Armitage) ile sahneleri bu sezonun da izlemesi en keyifli yanlarındandı. Fakat Jane’in yeni duygusal ilişkisinden yeterince verim alınabildiğini söylemek zor. Yine Jane’in Mary Louise olan sahnelerinden de bana kalırsa daha fazlası alınabilirdi…

Meryl Streep’in karakterinden ve diziye katkısından bahsettik ama performansı için de ayrı bir parantez açmak gerek. Usta oyuncu her defasında kendini yenilemeyi, şaşırtıcı şekillerde izleyici karşısına çıkmayı başarıyor. Burada da çok başarılı, karakterin yaşadığı duyguları iyi hissettirmeyi başardı. Evet, canlandırdığı karakter sevilesi olmaktan çok uzaktı ama onun performansını izlemek büyük keyifti. Muhtemelen kariyerindeki yüzlerce ödüle yardımcı oyuncu kategorisinde alacağı bir Emmy ödülünü daha ekleyecek…

Öte yandan dizinin diğer önemli oyuncuları Laura Dern ve Zoe Kravitz’in de rolleri bu sezon iyice arttı. Fakat her iki oyuncunun performanslarını üst düzey bulsam da karakterlerinin diziye katkısını sıfıra yakın buldum. İki karakterin de hikayeleri dizinin genelinden kopuk ve sanki eldeki oyuncular boşa gitmesin, onlar da Emmy adayı olabilsenler diye yazılmış gibiydi. Bana göre dizinin temposunu ciddi düşürdüler…

Yazıyı sonlandırmadan önce dizinin enfes jeneriğini bir kez daha övmeden geçemeyeceğim. Her bölümde tekrar tekrar kendine hayran bırakan jenerik, her yönüyle televizyon tarihinin en iyilerinden. Jenerik dışında da dizideki müzik kullanımı, şarkı seçimleri son derece başarılı. Dizinin tartışmaya açık finalini de sezon geneliyle uyumlu buldum ve beğendim. Dizinin hala üçüncü sezona açık bir tarafı yok değil ancak bu kez o yola girmeyeceklerini tahmin ediyorum, umarım da öyle olur ve dizi hafızamızda iyi bir şekilde yer eder…

Big Little Lies 2. Sezon

7.9

Puan

7.9/10

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: