Ve 2010’lu yılların en iyileri yazı dizisinde final vakti geldi. En iyi film şarkısı, en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu ve en iyi yönetmen listelerinin ardından sırada son olarak en iyi film listesi var…

Bu listeyi oluşturmak için 2010’lara dair izleyebileceğim kadar fazla önemli filmi izlemeye çalıştım. Özellikle blogda yazmaya başladığım 2014 öncesine dair onlarca eksiğimi giderdim, hafızamda güncelliğini koruyamayan favori filmlerim için ikinci tur izlemeleri gerçekleştirdim. Tabii ki film dünyası uçsuz bucaksız bir dünya ve daha izlenebilecek yüzlerce, binlerce film var. Fakat hepsini izleyebilecek bir vaktimiz yok. Listeyi paylaşmak için doğru zaman geldi…

2010’ların en iyi film listesini 100 film halinde oluşturdum ve aşağıdaki linkte sıralama olarak paylaşacağım. Fakat yazı içerisinde açıklamalı şekilde 30 filmi geri sayım şeklinde sıraladım. Önce geri sayımı takip edip, ardından tüm listeyi gözden geçirmek önerilen yazıyı takip şeklidir…

Blogda yazmaya başladığım 2014’ten itibaren her yılın izlediğim filmlerini “2014’ün En İyi Filmleri” türevi listelerde paylaşıyordum. Artık 2010-2013 aralığına ait de bu konseptte listelerimiz mevcut. Tabii sadece güncel filmleri yazdığım için buradaki listelerde ne yazık ki yazılara ulaşamayacaksınız… Elbette 2010-2019 arasına dair zaman zaman yeni filmler izlemeye devam edeceğim ve bu filmlerle listeler güncellenecek. Zamanla 2010 öncesine dair de aynı konseptte listeler oluşturabilmek hedeflerim arasında…

Neyse, lafı fazla uzattım. İlk önce 10 yılın listeleriyle, ardından da en iyi 30 filmin geri sayımıyla sizleri baş başa bırakıyorum…

2010’ların En İyi 100 Filmi
Yıllara Göre En İyi Filmler:
2010 | 2011 | 2012 | 2013 | 2014 | 2015 | 2016 | 20172018 | 2019

30) Get Out

Daha çok komedi yönüyle tanınan Jordan Peele’den kimse böyle bir film beklemiyordu. Korku filmlerinin jump-scare sahnelerinden, doğaüstü olaylardan ibaret olmadığını hatırlatan film, korku filmlerinden de derinlikli işler çıkabileceğini gösterdi. Senaryosuyla Oscar’ı almasının yanında yönetmenine ilk filmde Oscar adaylığı getirdi. İzleyici tarafından da çok sevildi ve gişede bütçesini katlayarak yapımcıları için inanılmaz karlı bir iş oldu…

29) Her

2010’lar teknolojinin hayatlarımızdaki yoğunluğunun giderek arttığı yıllar oldu. Bunun elbette sinemaya da yansımaları oldu. Teknoloji ve gerçek hayat dengesine dair belki de bugüne dek yapılan en iyi film de 10 yıllık süreçte sadece bu filmin başına geçen Spike Jonze’dan geldi. Film, hem eleştirmenler hem de izleyici tarafından çok sevildi ve en iyi özgün senaryo Oscar’ını kazandı…

28) Marriage Story

2010’ların sinemadaki en önemli olayı Netflix’in sektörde dev bir oyuncu olarak karşımıza çıkmasıydı. Başta Netflix filmleri ucuz televizyon filmleri tadında filmlerdi, ancak özellikle 2019 yılında bu algı tamamen değişti. Bu algıyı değiştiren önemli filmlerden biri de Noah Baumbach’ın hem yönetip hem senaryosunu yazdığı bu film oldu. Daha önce eleştirmen çevrelerinde sevilse de geniş kitlelere ulaşamayan yönetmen, bunu yıkarak kendi zirvesini de gördü. Film, gerçekten oyunculuk ve senaryo harikasıydı. Sıradan gözüken bir konudan ne kadar etkileyici işler çıkarabileceğini gösterdi. Hem Scarlett Johansson’un hem de Adam Driver’ın kendilerini aştıkları, kariyerlerinin zirvelerini gördükleri filmdi…

27) Capernaum

2010’ların tüm dünya ama en çok de ülkemiz için en büyük problemlerinden biri mülteci problemiydi. Ailesine kendisini dünyaya getirdikleri için isyan eden bir çocuğun gözünden izlediğimiz film, bu konuyu en iyi ele alan ve gerçekten empati yapmayı sağlayan değerli bir filmdi. Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki imzasını taşıyan film, Oscar’da en iyi yabancı film adayı oldu. Filmin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine karşın hala adından söz ettirip yeni kitlelere ulaşmaya devam ediyor…

26) Baby Driver

Sürekli kendini tekrarlamasından ötürü aksiyonu sinemanın pek çok diğer türüne göre aşağıda bir yerde görsem de Edgar Wright aksiyondan hala çok özgün işler çıkarabileceğini gösterdi. Özgün şarkısı olmamasına karşın film, öyle bir soundtrack hazırladı ve onu filmin içinde öyle bir şekilde sundu ki benim gibi müzik ve sinema buluşmalarına bayılan biri olarak böyle bir senteze kayıtsız kalmak mümkün değildi. Orijinal karakterleri, yüksek hızlı kurgusu ve muhteşem şarkı kullanımıyla 2010’ların en iyi aksiyon filmiydi…

25) Bohemian Rhapsody

2010’ların en çok tartışma yaratan filmlerinden biriydi. Seveni de çoktu nefret edeni de. Eleştirmen çevrelerinde genel olarak pek sevilmemesine karşın 4 Oscar kazandı, Altın Küre’de en iyi drama filmi ödülünü kaptı. Gişede harikalar yaratarak ticari açıdan en karlı işlerden biri oldu. Sinemada yaşatmış olduğu muhteşem Queen konseri deneyimini hiç unutmayacağım…

24) 1917

“Artık cephede geçen savaş filmlerine iyice doyduk”, “bu türe katılabilecek yeni bir şey kalmadı” derken Sam Mendes’ten tokat gibi yanıt geldi. Sinemada biçimin ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Tek plan olarak çekilen film, muhteşem görüntüler eşliğinde çok farklı bir savaş deneyimi sundu. Bundan sonra çekilecek cephe filmleri için yeni çıtayı ortaya koydu…

23) Jojo Rabbit

2010’ların yükselişteki sinemacılarından biri de kendine has farklı bir mizah anlayışı olan Taika Waititi idi. Yeni Zelandalı yönetmenin kariyer zirvesi ise Hitler’i tiye alan filmiydi. Hitler’i komik bir karakter olarak göstermek, özellikle günümüzde politik doğruculuğun hiç olmadığı kadar önemsendiği bir ortamda çok riskliydi. Fakat filmin mesajları gayet net ve doğruydu. Bununla birlikte çok da eğlenceliydi. Tıpkı Charlie Chaplin’in zamanında başardığı şekilde, komedinin güçlü bir eleştiri silahı olduğunu hatırlattı…

22) Parasite

Güney Koreli yönetmen Bong Joon Ho’nun yönettiği film, sinema tarihindeki en büyük başarılardan birine imza attı. Dile kolay, en iyi film Oscar’ını tarihte ilk kazanan film oldu. Yönetmen ve senaryo ödülleri de yanında geldi. Film, gerçekten son derece özgündü ve etkileyici bir anlatım dili mevcuttu. Sinemanın geleceğini nasıl etkileyeceğini ise 2020’lerde göreceğiz…

21) Gone Girl

David Fincher’ın polisiyelerde ne kadar iyi olduğunu bir kez daha hatırlattığı film, Akademi tarafından büyük ölçüde görmezden gelinse de özgün senaryosu sayesinde çok geniş kitlelerce sevildi. Özellikle Rosamund Pike’ın canlandırdığı karakter, sinema dünyasının ölümsüz karakterleri arasına çoktan adını yazdırdı…

20) Room

2010’ların en özgün filmlerinden bir tanesiydi. Dünyaya onunla gerçek anlamda hiç tanışmamış bir çocuğun gözünden bakmak etkileyici bir sinema deneyimiydi. Brie Larson’a Oscar kazandıran film, gelecek için potansiyeli yüksek bir çocuk yıldız olan Jacob Tremblay’i bizlerle tanıştırdı…

19) Ruby Sparks

2010’ların bir başka çok özgün, hayal gücünü körükleyen filmiydi. Hayallerimizdekilerin gerçekleştiğinde ortaya çıkabilecek hiç düşünmediğimiz sonuçları göze sermesi açısından çok başarılıydı ve çok eğlenceliydi. 2010’ların hak ettiği değeri görmeyen en önemli filmlerindendi, keşke bu tarz filmler daha fazla değer görse…

18) Nebraska

Hayatının son demlerindeki yaşlı bir baba ve oğlunun macerasını anlatan film, türünün en iyilerindendi. Hem çok duygusal hem çok eğlenceliydi. Gerek samimi oyunculuklarıyla, gerek sinematografik açıdan, gerekse müzikleriyle eşsizdi…

17) Prisoners

Denis Villeneuve’nin Hollywood’da da çok başarılı olacağının habercisiydi. Son derece sürükleyici, sinematografik ve oyunculuklar açısından muhteşem bir polisiyeydi. Ödül çevrelerinde pek değeri bilinmese de izleyici tarafından çok sevildi. Yönetmenin önünü iyice açan işlerden oldu…

16) Whiplash

Muhteşem bir genç yönetmen olan Damien Chazelle’in doğuşunu müjdeleyen filmdi. Başarı kavramı üzerine yapılmış en önemli filmlerden biriydi. Hem içeriği dolu doluydu hem de biçim olarak başarılıydı. Çok yüksek tempolu bir kurgusu vardı ve derdini anlatmayı çok iyi başaran bir filmdi…

15) Django Unchained

Tarantino’nun çok sevdiği western türüne önemli bir katkısıydı. Mizah yoluyla kölelik eleştirileri de yapan film, artık bitti gözüyle bakılan bir türde hala çok iyi eserler üretilebileceğini gösterdi. Christoph Waltz’a üst üste iki Tarantino filmiyle Oscar kazandıran film oldu ve ünlü yönetmene bir senaryo Oscar’ı daha kazandırdı. İzleyici de filmi çok sevdi, hatta Pulp Fiction sonrası en sevilen Tarantino filmi olduğu bile iddia edilebilir…

14) La La Land

Whiplash ile başarı kavramını ele alan Damien Chazelle, ikinci büyük filminde ise konuyu biraz daha farklı açıdan ele aldı. Aslında filmin şahane bir senaryosu yoktu, özellikle finalinin tatmin edici olduğunu söylemek çok zordu. Fakat öyle bir yönetmenlik başarısı vardı ki filmin kült olmasının önünü açtı. Tam 14 dalda Oscar’a aday olarak bu alanda rekor kırdı. En iyi yönetmen dahil 6 dalda ödülü de kazanmayı başardı. Bu kadar çok başarı elde etmesi nefret eden bir kitle de doğurdu ister istemez. Ancak gerçek şu ki film gerek yönetmenliğiyle, gerek muhteşem müzik ve şarkılarıyla, gerekse tüm zamanların en iyilerinden biri olan sinematografisiyle eşsiz bir sanat eseriydi…

13) The Invisible Guest

2010’larda İspanyol sineması şaşırtıcı sonlu, çoğu polisiye türündeki filmleriyle ün salmaya başladı. Bu akımın en ünlü eserlerini ise Oriol Paulo verdi. Contratiempo adıyla da bilinen film, bu akımın en başarılısıydı. Twist nasıl yazılır konusunda ders niteliğindeki film, izleyiciyi ters köşeye yatırma konusunda en başarılı filmlerdendi. Bununla birlikte bakış açısına dair yapılmış en nitelikli filmlerden biriydi. Sinematografik açıdan, yönetmenlik ve oyunculuk performansları açısından A sınıfı olmasa da gelmiş geçmiş en iyi polisiye senaryolarından bir tanesine sahipti…

12) Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2

Evet, kabul ediyorum. Fazlasıyla duygusal bir seçim oldu. Fakat nasıl olmasın ki? Yıllarca süren bir serüvenin son noktasıydı. Seriye yakışır bir finaldi ve pek çok açıdan serinin en iyi filmiydi…

11) Nocturnal Animals

Ünlü moda tasarımcısı Tom Ford’un yönetmenlikte de ne kadar başarılı olduğunu gösterdiği film, bugüne dek yapılmış en şık intikam filmiydi. Yazarlık motivasyonlarını çok iyi aktaran film, aynı zamanda yılın en iyi aksiyon, gerilim sekanslarından da bir tanesini sundu. Hem Amy Adams için hem de Jake Gyllenhaal için kariyerlerinin zirve noktalarındandı. 9 dalda BAFTA adaylığı kazanmasına karşın tek bir dalda Oscar’a aday gösterilmesi Akademi’nin 2010’lardaki en büyük günahlarındandı…

10) The Best Offer

İtalyan yönetmen Giuseppe Tornatore’nin sinemaya kattığı güzelliklerdendi. Muhteşem prodüksiyonuyla özellikle sanat meraklılarını büyülemesi kaçınılmazdı. Bununla birlikte oldukça çarpıcı, eşsiz bir senaryosu vardı. Sonu en unutulmayacak filmler arasına üst sıralardan adını yazdırdı…

9) Toy Story 3

En sevdiğim animasyon serisini gelecek nesillere taşıyan, bugüne dek yapılmış en iyi animasyon devam filmlerinden bir tanesiydi. Hem içeriği güçlüydü hem her yaş için çok eğlenceliydi. O kadar çok sevildi ki “en iyi film” dahil 5 dalda Oscar adaylığı kazandı. Bugün hala “en iyi film” kategorisine aday olan son animasyon olma özelliğini koruyor…

8) The Greatest Showman

Çoğu kişi tarafından sevilmeyen müzikal türünün aslında ne kadar muhteşem bir tür olduğunu, sinemada nasıl coşku yaratabildiğini hatırlatan filmlerden oldu. İlgi çekici konusu, vermek istediği son derece pozitif mesajlar bir yana muhteşem bir soundtrack’e sahipti. Tamamlandığında tüm ekibi ayakta alkışlama isteği doğuran türden bir gösteriydi…

7) The Past

Asghar Farhadi’nin muhteşem bir hikaye anlatıcı olduğunu gösterdiği filmlerden biriydi. Öyle çok sıra dışı şeyler anlatan bir film değildi. Sıradan insanların sıradan sayılabilecek hikayelerini anlattı. Fakat bu hikayeden o kadar iyi gizem yarattı ki karakterlerin ağızlarından çıkacak her cümleyi bu kadar önemsediğim çok fazla film hatırlamıyorum. Ayrıca sıradan mekanlardan da muhteşem görüntüler yakalanabileceğini kanıtlayan harika bir görüntü yönetmenliğine sahipti. Hemen her yönüyle ders olarak anlatılacak bir başyapıttı…

6) The Hunt

2010’larda sosyal medya sayesinde yeni bir linç kültürü oluştu. Bu linçler çoğu zaman doğru amaca hizmet etse de film bizlere hatalı linçlerin nasıl yaralar açabileceğini gösterdi. Sosyal medyadan tamamen alakasız bir yolla da olsa… Jagten olarak da bilinen Danimarka yapımı film, adeta bir insanlık dersiydi. Mads Mikkelsen’in performansı karşısında etkilenmemek mümkün değildi. Her yönüyle çok değerli bir filmdi…

5) Interstellar

Christopher Nolan’ın uzay başyapıtı, eleştirmenleri ikiye bölse de, film Akademi’den sadece teknik kategorilerden adaylık almış olsa da izleyici filmi çok sevdi. Gerçekten de uzayla ilgili daha önce fazla değinilmemiş noktalara değinen, bilimsel temelleri olan ilginç ve nitelikli bir uzay filmiydi. Aynı zamanda çok da duygusaldı. Nolan’ın izleyiciyi avucunun içine almayı ne kadar iyi bildiğinin göstergesiydi. Muhteşemdi…

4) Kış Uykusu

Nuri Bilge Ceylan’ın kariyerinin zirve filmiydi. Anton Çehov’un öykülerinden yola çıkan filmin her anı dolu doluydu. Her diyalog farklı düşüncelere sevk etti, hemen her anından farklı kazanımlar edinmek mümkündü. Sadece iyi bir senaryo ürünü de değildi. Haluk Bilginer’in başrol performansı muhteşemdi ve etrafındaki herkes de çok iyiydi. Gökhan Tiryaki’nin görüntü yönetmenliği, Kapadokya’nın eşsiz manzaralarının da katkılarıyla her zamankinden de daha iyiydi. Film, Cannes’da Altın Palmiye ödülü kazandı ve tüm dünyada sinema çevrelerinin saygı duyduğu önemli filmler arasında çoktan yerini aldı…

3) A Separation

İran sinemasını geniş kitlelere duyuran filmdi. Asghar Farhadi’nin sıradan insanlardan sıra dışı konular çıkardığı filmlerden biriydi. Film içerisinde çok fazla ahlaki ikilem vardı ve neyin doğru olup olmadığı üzerine çok farklı şekillerde düşündürdü. Başyapıt yaratmak için büyük bütçeler, dev prodüksiyonlar gerekmediğinin en net ve güncel örneklerinden biri oldu…

2) Shutter Island

Nedense eleştirmenlerin pek sevmediği bir film olsa da izleyicinin çok sevdiği bir film oldu. Bana göre Martin Scorsese’nin kendi zirvesine ulaştığı filmdi. Muhteşem görüntüler, üst düzey performanslar arasında son derece sürükleyici, eşsiz bir filmdi…

1) Inception

Sinemanın teknik açıdan geldiği son seviyeyi gösteren film oldu. Christopher Nolan’ın Batman serisinden ibaret olmayacağını kanıtladığı ve günümüz sinemasının en önemli yönetmenlerden biri olduğunu gösterdiği filmdi. Her yönüyle büyüleyiciydi, aslında daha basit filmler izlemeye alışkın ana akım izleyici için çok kolay bir film de değildi. Fakat buna rağmen çok geniş kitlelerce sevildi. Sade 2010’ların değil tüm zamanların en iyi bilim-kurgu filmlerinden biriydi. İzlenince biten filmlerden değildi, günlük hayatımızın bir parçası haline geldi…