Yakın zamana kadar HBO, AMC, Showtime gibi belli başlı 3-4 Amerikan premium kanalının yayınladığı az sayıdaki dizileri takip ederek yabancı dizi piyasasına büyük ölçüde hakim olmak mümkündü. Fakat çok kısa sürede, çok hızlı şekilde değişen televizyon yayıncılığı anlayışıyla birlikte artık onlarca online yayın platformu ve televizyon kanalında yüzlerce dizi yayınlanıyor ve her hafta hayatımıza yeni diziler giriyor. Durum böyle olunca bu dizilerin hepsini takip etmek bir yana varlıklarından haberdar olmak bile şans eseri haline gelebiliyor. Amerika’nın popüler tematik kanallarından biri olan Lifetime da dizi sektörüne yakın zamanda atılan  kanallardan biri oldu ve değerli bir arkadaş tavsiyesi sonucu şans vermeye karar verdiğim Lifetime dizisi You, benim için bu televizyon sezonunun şu ana kadarki en güzel sürprizine dönüştü…

Joe Goldberg (Penn Badgley), bir kitapçıda çalışan kültürlü bir genç adamdır. Guinevere Beck (Elizabeth Lail) ise yazar olma hayalleri kuran fakat bu konuda şimdiye kadar pek yol alamamış genç bir kızdır. İkilinin yolları kitapçıda kesişir ve birbirlerine uygun bir çift oldukları açıktır. Bunun farkında olan Joe, Beck’i elde etmek için Beck’in hayatının her adımını internetin nimetlerinden (!) de yararlanarak takibe alarak stalkerlık yapmaya başlar…

You’nun türünü tanımlamak gerekirse romantik-gerilim gibi bir ifade kullanmak doğru olabilir. Dizi daha ilk bölümden itibaren inanılmaz bir şekilde içerisine almayı başarıyor ve son anına kadar da ilgi çekiciliğini korumayı başarıyor. Bunu yaparken izleyiciyi pek çok anda diken üstünde tutuyor. Günümüz sosyal medyasının tehlikelerine biraz abartılı bir bakış yapan dizi, gerek romantik ilişkiler gerekse insan ilişkileri için çarpıcı tespitlerde bulunabiliyor.

Kabul etmek gerekir ki You’nun gerçekçilikle bağları çok kuvvetli değil. Dizide abartılı görülebilecek pek çok nokta mevcut ama dizi o kadar sürükleyici ki bunlar umrunuzda olmuyor. Tam “konu tükeniyor artık, daha fazla ne bulabilirler ki” dediğiniz anda ters köşe bir hamleyle yeniden ilgi çekici olmayı başarıyor ve bu anlamda dizinin senaryosunun oldukça zekice tasarlanmış olduğu söylenebilir.

Dizinin başrolünde Gossip Girl ile yıldızı parlayan Penn Badgley, oldukça üst düzey bir performans ortaya koyuyor. Karakterin hem sevilebilir hem de nefret edilebilir olmasını sağlamakta zorlanmıyor. Dizinin esas kızı rolündeki Elizabeth Lail de Beth rolü için çok doğru bir seçim, iyi bir keşif olmuş. Ekrana çok yakıştığını düşündüğüm oyuncunun iyi roller seçmesi (ya da seçme fırsatı bulması) halinde adını daha çok duyabiliriz ilerleyen dönemlerde… Dizinin büyük çoğunluğu iki ana karakter etrafında ilerlediğinden diğer oyunculara çok fazla iş düşmüyor. Belki küçük çocuk Paco rolündeki Luca Padovan ve Peach Salinger rolündeki Pretty Little Liars yıldızı Shay Mitchell’ın varlığından söz edilebilir…

Caroline Kepnes’in çok satan aynı adlı romanından uyarlanan You, son dönemde izlediğim en iyi dizilerden biri. Özellikle olayları çoğu zaman ana karakterin iç sesinden dinleyişimizle ve bitmeyen gerilimiyle bitişinden beri yerini dolduramadığım Dexter’ı hatırlatan ve onun yaşattığına benzer hisleri çok farklı şekilde sunmasıyla benim için ekstra değer kazandı. Yaptığı çarpıcı sezon finali sonrası dizinin bundan sonra ne şekilde ilerleyeceği merak konusu olsa da bir şekilde yolunu bulacaklar gibi, tıpkı bu sezon içerisinde defalarca yaptıkları gibi… Dizinin ilk sezonunun 45 dakika civarındaki 10 bölümden oluştuğunu ve ikinci sezon aldığını belirtelim. Yılın gözden kaçan en iyi, en sürükleyici dizilerinden biri olan ve yakın zamanda Netflix Türkiye’ye gelişiyle daha fazla dikkat çekmesini umduğum You’ya mutlaka bir şans verin derim…

You 1. Sezon

8.7

Puan

8.7/10

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: