Cannes Film Festivali’nin sinema dünyasındaki prestiji tartışmasız olsa da festivaldeki ödüllerin adresi çoğu yıl pek çok tartışmayı beraberinde getiriyor. Son yılların en enteresan sonuçlarından biri de bu yıl Spike Lee’nin başkanlığını yaptığı jüri tarafından çıktı. Fransız yönetmen Julia Ducournau’nun ikinci uzun metrajlı filmi olan Titane, eleştirmenlerin en az beğendiği filmlerden olmasına karşın büyük ödül olan Altın Palmiye’yi kazanmayı başardı. Böylece Julia Ducournau, 1993’te bu ödülü The Piano ile kazanan Jane Campion’ın ardından tarihte bu ödülü kazanan ikinci kadın yönetmen oldu. Yönetmenin ilk filmi Raw’dan kaçmayı başaran ben de bu kez bu başarıya kayıtsız kalamayarak ilk fırsatta şans vermek istedim…

Alexia (Agathe Rousselle), küçük yaşta geçirdiği araba kazası sonucunda kafasına titanyum parçası takılan genç bir kadındır. Arabalar üzerinde yaptığı dans performanslarıyla geçimini sürdüren Alexia’nın yolu bir takım olaylar sonucu yıllar önce oğlunu kaybeden itfaiyeci Vincent (Vincent London) ile kesişir. Beklenmedik bir şekilde gerçekleşen bu kesişim sonucu ikili arasında sıra dışı bir bağ kurulur…

Titane, her türlü sıra dışılığı kullanmaktan hiç çekinmeyen ve her şeyden önce çok cesur bir film. Fakat izleyiciyi rahatsız etmeyi görev bilen bu sinema anlayışını sevdiğimi söyleyemem. Filmin konusunda açık şekilde belirtemediğim fakat olay örgüsünde çok önemli yer kaplayan bir fantastik olay var ki şahsen bu olayı hiçbir şekilde kabullenmem mümkün değildi ve arabayla ilgili bu olay geri dönülemez şekilde filmin benim gözümdeki değerini çok düşürdü. Belki en azından makul olmaya çalışan bir yere bağlanır ve bu riske değecek bir metafora dönüşür diye beklediysem de o da olmadı…

Her ne kadar çoğu anını fazlasıyla rahatsız edici bulup, hemen hemen tüm fikirlerinden nefret etsem de yönetmenin izleyicinin ilgisini canlı tutma konusunda bir hayli yetenekli olduğunu itiraf etmeliyim. Filmi sevseniz de, filmden nefret etseniz de filmi izlerken sıkılmayacağınız neredeyse kesin. Filmde gördüğünüz hemen her sekansın başka filmlerde rastlayamayacağınız türden özgün sahnelerden oluşuyor olması bunun temel sebebi. Hikayedeki Vincent’in Alexia’yı kabulleniş kısmının da akılda kalıcı ve çarpıcı bulduğumu söylemeliyim…

Titane, izlediğim en sıra dışı ve en rahatsız edici filmler arasında üst sıraları zorlayacak bir film. Filmin büyük çoğunluğunu filmden nefret ederek geçirsem de filmi bitirdikten sonra geride kötü diyemeyeceğim tuhaf bir tat bıraktığını söyleyebilirim. Eğer kışkırtıcı ve çok farklı şeyler izlemekten hoşlanıyorsanız denemek isteyebilirsiniz, fakat nefret etmenin çok kolay olduğu, fazlasıyla açık görüşlü yaklaşmanız gereken bir film olduğunun bilincinde olmalısınız…

Titane

4

Puan

4.0/10