Ölümünün ardından 25 yıla yakın bir süre geçmesine karşın Prenses Diana ile ilgili hemen her şey insanların ilgisini kolayca çekmeye devam ediyor. Şilili ünlü yönetmen Pablo Larrain’in bir Diana filmi çekeceği ve başrolünde Kristen Stewart’ın olacağı haberi de tahmin edileceği üzere pek çok tartışmayı beraberinde getirdi. Fakat benzerliğe yönelik eleştiriler filmden çok uzun süre önce gelen ilk fotoğrafla birlikte kesildi ve Kristen Stewart erkenden Oscar’ın en büyük favorilerinden biri haline geldi. Venedik Film Festivali’ndeki ilk gösteriminden bu yana epey övgü topladıktan sonra Spencer, nihayet bu hafta vizyondaki yerini aldı…

Kraliyet ailesinde Noel zamanıdır. Geleneksel kutlamalar çerçevesinde Norfolk’taki kraliyet sarayında hazırlıklar tamamlanmış ve kraliyet ailesi beklenmektedir. Galler Prensesi Diana (Kristen Stewart) da pek tabii beklenen konuklar arasındadır. Diana’nın hangi gün hangi kıyafeti giyeceğine kadar her şey özenle hazırlanmıştır. Fakat evliliğinde çalkantılı günler geçiren Diana’nın bu kutlamalar için en ufak bir heves taşıdığını söylemek mümkün değildir. Bu üç günlük Noel kutlaması, Diana’nın hayatı için önemli kararlar almasını tetikleyecektir…

Her ne kadar yeni bir Prenses Diana yapımı için heyecan duyması çok kolay olsa da The Crown’ın bu kadar popüler olduğu ve muhteşem bir şekilde ilerlediği ortamda “yeni bir Diana yapımına daha ihtiyacımız var mıydı?” sorusu ister istemez akılları kurcalıyordu. Fakat filmi izledikten sonra aslında Spencer için en doğrusu zamanın şimdiki zaman olduğu hemen anlaşılıyor. Öyle ki film, ana karakterinin kim olduğunu, neler yaşadığını tanıtmakla hiç ilgilenmiyor. Sadece bulunduğu ortamdan hiç memnun olmayan, kraliyet ailesinin günlük yaşantısındaki baskıcı ortamının bunalttığı bir annenin hikayesini anlatıyor. Elbette Diana’yı hiç tanımayan biri de filmin ana mesajını rahatlıkla kavrayabilir ancak Diana’yı iyi tanımadan ve yaşadıklarını bilmeden filmin asıl duygusunu yaşayabileceğinden ciddi anlamda şüpheliyim. Bu nedenle de The Crown’ın Diana’yı yeniden çok popüler hale getirmiş olması Spencer için kocaman bir avantaj…

Spencer’ın nasıl bir biyografi olacağı aslında Pablo Larrain’in bir önceki ünlü kadın portresi Jackie‘de saklıydı. Spencer da tıpkı Jackie gibi çok ünlü bir figürün hayatında anlatabilecek bir sürü önemli olay olmasına karşın neredeyse hiçbir olay anlatmayıp, çok kısa bir zaman dilimindeki ruh halini aktararak karakterin portresini çizen bir yapım. Bu tercih elbette popülistlikten uzak bir tercih ve ne ile karşılacağını bilmeden filme başlayan pek çok izleyicinin filmden nefret edebileceğini tahmin etmek güç değil. Kişisel olarak ben de bu tarz sinema anlayışını çok sevdiğimi söyleyemem. Fakat Spencer benim için bu konudaki önemli istisnalardan biri oldu ve çok yavaş başlayan ilk kısmını hariç tutacak olursak epey sevdim…

Olay yoğunluğu açısından çok zayıf bir film gibi gözükmesine karşın Spencer, aslında oldukça iyi bir senaryoya sahip. Filmdeki hemen her sahne bir amaca hizmet ediyor ve replik kalitesi çok yüksek. Evet, özellikle ilk kısımda diyalogsuz sahnelerin fazlaca uzatılması filmin sıkıcı bir açılış yapıp izleyicinin bir kısmının yolun başında elenmesine yol açmış. Ancak bir süre sonra karakterlerin ağızlarından çıkacak her kelimeyi dikkatle dinlemeye başlıyorsunuz. Çok sıradan olayların sürükleyiciliğine kendinizi kaptırmış halde buluyorsunuz… Sinematografi, prodüksiyon tasarımı başarısı da işleri kolaylaştıran etkenlerden olarak karşımıza çıkıyor. Müziklerin de yer yer fazla hissettirmekle birlikte filme uyumlu olduğunu söylemek mümkün…

Kristen Stewart, kariyerine Twilight başrolü olarak enteresan bir giriş yaptı. Bu seriyle ciddi bir hayran kitlesi kazansa da bu hayranlarının sinema çevrelerinden oluştuğunu söylemek çok zordu. Uzun süre çok kötü bir oyuncuymuş gözüyle bakılıp pek çok Razzie’ye aday gösterilse de çok doğru bir kariyer planlamasıyla bu kötü ünden kurtulmayı başardı. Popüler filmler yerine arthouse filmleri tercih ederek zaman içerisinde hemen herkesi yetenekli bir oyuncu olduğuna ikna etmeyi başardı. Spencer da Kristen Stewart’ın bu yoldaki yeni zirvesi. Net bir şekilde kariyerinin en iyi performansı ve yılın en iyi performanslarından biri… Henüz en güçlü rakiplerini izlemediğim için iddialı ifade kullanmaktan çekinsem de Oscar adaylığının kesin olduğunu, Oscar’ı kazanma şansının da çok yüksek olduğunu söyleyebilirim…

Filmde Kristen Stewart’a eşlik eden kadroda en çok tecrübeli oyuncular Timothy Spall ve Sally Hawkins dikkat çekiyorlar. İki oyuncu da çok fazla süre almamasına karşın yer aldıkları kısımlarda iyi performanslar sergiliyorlar. Özellikle Sally Hawkins, karakterinin sevilebilirliğinin de katkısıyla sürpriz bir Oscar adaylığı alabilir, bence almamalı. Eğer filmde kraliçeyi, Charles’ı veya diğer kraliyet mensuplarını heyecanla bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Çünkü tüm bu karakterler basit yan figürler durumundalar. Odak noktamız tamamen Diana…

Spencer, herkese rahatlıkla önerilebilecek türden bir Diana filmi değil. Olayların minimal seviyede tutulduğu, karakter portresine odaklanan filmleri sevebiliyorsanız ise mutlaka şans vermeniz gereken bir yapım. Kraliyet hayatına ciddi eleştiriler getiren, ünlü figürlerin yaşantılarının görünenin aksine hiç de hoş olmadığını ve basit zevklerin bile önemine değinen iyi bir film…

Spencer

7

Puan

7.0/10