Tavşan İmparatorluğu (2026)

İlk gösterimini 2024 yılında Estonya’da bir festivalde yapan Tavşan İmparatorluğu, 2025’te Antalya Film Festivali’ne damga vurup ödülleri silip süpürdükten sonra 2026’da nihayet vizyona teşrif etti. Seyfettin Tokmak yönetmenliğindeki film, babasının engelli taklidi yaptırarak üzerinden para kazanmaya çalıştığı taşradaki küçük bir çocuğun yaşama arzusunu kurtardığı tavşanlarda bulmasını konu alıyor… Kötülüğün kol gezdiği bir ortamda naif kalmaya çalışan bir çocuğun hikayesi sinemamız için çok da yeni değil aslında. Bununla birlikte filmin çokça özgün tarafı var ve afişten dahi özgünlüğü hissedilen sinematografi de buna ciddi katkı sunuyor. Filmin içerdiği yüksek doz kötülük izlemeyi zor bir hale getirirken duygu yoğunluğunu yeterince hissettiremeyip çoğu alt başlıkta yüzeysel kalması temel negatif nokta olarak öne çıkıyor. Neyse ki güzel bir final bu zorluğu güzel neticelendiriyor…

Tavşan İmparatorluğu
6.5

Kurtuluş (2026)

Türk sinemasının yükselen değeri Emin Alper, filmlerinin yolunu en çok gözlediğim yönetmenlerden biri durumunda. Berlin’de aldığı Gümüş Ayı ödülü de yeni filmi “Kurtuluş” için beklentimin daha da yükselmesine sebepti… Emin Alper, politik gerilim olarak nitelendirilebilecek ilginç bir tür üzerinden dünyada da benzerinin çok olmadığını tahmin ettiğim bir filmografi inşa ediyor kendisine. Her bir filminde farklı alt konulara eğilen yönetmenin zirvesi bir önceki filmi Kurak Günler‘de gerçekleşmişti. Kurtuluş’ta ise güneydoğuda gerçekleşen gerçek bir olay üzerinden iki köyün birbirine olan düşmanlığı ele alınıyor. Kimin haklı kimin haksız olduğuyla çok da ilgilenmeyen film, düşmanlığın nasıl yayılabileceğini ve nasıl tehlikeli olabileceğini gözler önüne seriyor. Doğa üstü unsurlara da yer veren film, bu yönüyle gerilimini yönetmenin önceki filmlerinden biraz daha farklı şekilde güçlendiriyor… Kurtuluş’u baştan sona büyük bir heyecanla izledim ve öncesinde haberdar olmadığım gerçek hikayesinden etkilendim. Bölgeyle ilgili yeni şeyler öğrendim. Mekan seçimlerine ve sinematografisine hayran kaldım… Buna karşın doğa üstü dozunu abartılı buldum. Zaman zaman Türkçe ve Kürtçeyi harmanlamayı abartması nedeniyle hikayeye odaklanmakta, takip etmekte zorlandım. Köyler arasındaki çatışmaya neden olan durumdan üstünkörü bahsedilmesi de hikayenin gücünü düşürmüş. Neticede yönetmenin son iki filminin gerisinde kalsa da oldukça güçlü bir filmdi…

Kurtuluş
7.0

D.I.S.C.O. (2026)

Son dönem binbir türlü projeyle karşımıza çıkan Giray Altınok ve Kerem Özdoğan ikilisi, bu kez gözlerini gişeye dikerek yılın ilk iddialı yerli projesine imza attılar. Yılın ilk günlerinde tam da iddialı ödül sezonu filmlerinin arka arkaya vizyona sıralandığı bir dönemde vizyona giren filmi izlemeyi “nasıl olsa vizyonda uzun süre kalır, öncelikle önceki yılın filmlerini temizleyeyim” diyerek erteledim de erteledim. Nihayet vizyondan kalkmak üzereyken geri kalan ender salon ve seanslardan birinde yakaladım… Gişede başarılı olsa da eleştirel anlamda ikilinin “Prens”, “Var Bunlar” gibi gözde işlerinin gerisinde gözükmesi nedeniyle filmden beklentimi epey düşürmüştüm ve törpülenmiş beklentimi karşılayan bir film buldum karşımda. Görevden uzaklaştırılan bir ajanın Kıbrıs’taki tatilinde Bandırmalı bir “hair dresser” ile ajanlık işlerine bulaşmasını konu alan film, ülkemize uzak türde olsa da fazlasıyla yerel tatlar barındıran değişik bir deneme olmuş. Filmde sinemamızda pek alışkın olmadığımız türden bilim-kurgu sahnelerine, ajanlık aksiyonların tanıklık etmek hoş bir tecrübeydi. Bununla birlikte filmin çok sayıda beklenmedik sürprizi de mevcut. Ne ajanlık filmi olarak ne de komedi olarak filmin türünün en iyileri arasına girecek bir yanı yok, öyle bir iddiası da olduğunu sanmıyorum ama özellikle şu dönemde sinemamızın genel izleyiciyi de çekebilecek böyle özgün tatlara ihtiyacı var…

D.I.S.C.O.
7.0

Sarı Zarflar (2026)

2023 yapımı The Teacher’s Lounge ile büyük sükse yapan İlker Çatak, o filmle Oscar adaylığına kadar uzanmayı başarmıştı. Türk asıllı Alman yönetmenin yeni filmi “Sarı Zarflar” ise çok daha bizden bir film ve Berlin Film Festivali’nde kazandığı Altın Ayı ödülüyle birlikte filme olan merağım bir anda katlandı. Önce yönetmenin 2023 sezonunda kaçırdığım ve sonra da erteleye erteleye yılları geçirdiğim önceki filmini izledim, ardından ilk haftasında sinemanın yolunu tuttum… Her şeyden önce İlker Çatak’ın potansiyeli devasa seviyede bir yönetmen olduğunu düşünüyorum. Biraz İran sinemasını andıran dilemmaları teknik açıdan çarpıcı ve Avrupa sinemasına yakın duran bir pencereden ele alıyor ki çok başarılı bir sentez bu. Önceki filminde işin teknik tarafını daha çok sevmiştim, bu kez ise hikayesini çok daha güçlü buldum. Türkiye’deki bazı malum olaylar üzerinden politikleşmenin sıradan insanların hayatını ne derece etkileyebileceğine çarpıcı bir gösterim sunuyor film. Bu yönüyle bana biraz da geçtiğimiz sezonun Oscar kazananı One Battle After Another’ı andırdı. Bu film de onun gibi evrensel düşünülebilecek bir konuyu kişisel çerçeveden yaklaşarak ele alıyor. Tabii çok farklı yollarla… Filmde Berlin’in Ankara rolünde, Hamburg’un ise İstanbul rolünde resmedilmesi gördüğüm en enteresan sinema kararlarından biriydi ki garip şekilde çok güzel işlemiş, filme farklı bir tat katmış. Güçlü sinematografinin yanı sıra başta Özgü Namal ve Tansu Biçer olmak üzere üst seviye oyunculuklar da filmin iyi işlemesine ciddi katkı sunmuş. Muhtemelen sezon sonunda da yılın en iyileri arasında adını anacağım…

Sarı Zarflar
8.0