All That’s Left of You (2025)

Bu yıl Ürdün’ün Oscar adayı olarak öne çıkan ve çeşitli festivallerden ödüllerle dönen All That’s Left of You, izlemeden sezonu kapamak istemediğim filmlerden biriydi. Ne yazık ki filmin vizyona girdiği hafta takvimimde çok yoğun bir döneme denk gelmiş ve filmi kaçırmıştım. Ertesi hafta da apar topar vizyondan kalkınca filmi izleme şansı yakalayamadım. Neyse ki şans sezonu kapamak üzereyken yüzüme güldü ve tek haftalık Filistin filmleri etkinliği kapsamında film yeniden vizyona girdi ve bu kez takvimimde yer açıp sinemanın yolunu tuttum… Sinema tarihinin en önemli filmleri arasında Yahudilerin İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşadığı büyük insanlık dramıyla ilgili pek çok filmi anmak mümkün. Buna karşın savaş sonrası İsrail’in kurulma dönemiyle ilgili bir filme denk geldiğimi açıkçası hiç hatırlamıyorum. All That’s Left of You, benim için bu eksikliği dolduran son derece kaliteli bir film oldu. Bugünkü Filistin sorunlarının temelini güncel sorunlardan bahsetmeden bir ailenin üç kuşaklık tarihi üzerinden ele alıyor film. Olaylara tamamen Filistin bakış açısından yaklaşıyor ama olabildiğince objektif olmaya çalışarak doğru yollarla yapıyor bunu. Olayları aşırı dramatize etmekten kaçınıyor, bununla birlikte izleyicinin filmin içinde kalmasını sağlayacak sahnelere de yer veriyor. Elbette böyle politik filmlerde herkese yaranmak zor, bu filmde de her iki tarafın beğenmediği noktalar olacaktır. Bence Filistin’in bu tarz kaliteli anlatılara daha çok ihtiyacı var. Bu alanda şu ana kadar izlediğim en iyi filmdi…

All That’s Left of You
8.5

Love Letters (2025)

Yılı kapamadan araya bir Fransız romantik komedisi de sıkıştırmak istedim. Kötü bir çeviri sonucu “Love Letters” adını alan film, aslında çok da romantik komedi ürünü değil. Alice Douard yönetmenliğindeki film, Fransa’da yasalaşan aynı cinsten evlilik sonucu evlenen bir çiftin çocuk sahibi olma sürecini ele alıyor. Film daha çok Celine (Ella Rumpf) karakteri üzerinden ilerliyor ve hamile olmadan eşi çocuk bekleyen bir kadın olmak nasıl olurdu sorusuna yanıt arıyor. Filmin ilginç ve eğlenceli olmaya aday bir konusu var bunu yer yer çok iyi kullandığı sahneler var. Buna karşın hikayenin büyük anne yan hikayesine fazla önem yüklemesi ve bunun da etkisiyle dramatik dozun daha yüksek tutulması filmin kaçan bir fırsata dönüşmesine neden olmuş…

Love Letters
6.0

The Testament of Ann Lee (2025)

2025 film sezonunu kapamak için beklediğim son film Amanda Seyfried’in onlarca ödüle aday olduğu The Testament of Ann Lee idi. Her ne kadar konusu çok beni çekmese de Amanda Seyfried’in başrolünde olduğu ve eleştirel açıdan başarılı bir müzikal benim beklemem için yeter sebepti. Keşke benim gösterdiğim çabayı Akademi üyeleri de gösterseymiş ve kendisini Oscar’a aday gösterselermiş… Geçen yılın ödül canavarı filmlerinden The Brutalist ekibiyle ciddi kesişim kümesi bulunduran bir ekipten çıkan filmin yönetmen koltuğunda Norveçli Mona Fastvold bulunuyor. 1700’lü yıllarda İngiltere’de doğup Amerika’ya taşınan ve Ann Lee (Amanda Seyfried) adlı bir kadının önderliğinde yayılan bir dini harekatı konu alan filmi doğrusu sevdiğimi söyleyemem. İzlemesi zor, fazla karanlık bir filmdi. Buna karşın müzikal numaralarını beğendim, çok iyi çekilmiş özgün hissettiren müzikal sahnelere ev sahipliği yapmış film. Bununla birlikte yazının başından da anlayacağınız üzere Amanda Seyfried döktürmüş. Son derece güçlü bir performansla baştan sona filmi taşımış. Kendisini bu yılki The Housemaid’de de çok beğenmiştim ama burada sinema kariyerindeki en iyi performansı sergilemiş olabilir. Keşke konu zenginleştirilerek film daha ilgi çekici ve müzikal kısımları ön plana çıkarılan bir hale getirilseymiş…

The Testament of Ann Lee
5.0