Animasyon denilince akla ilk olarak Pixar, Disney, Dreamworks gibi büyük Amerikan stüdyoları ya da Japon anime stüdyoları gelse de zaman zaman Avrupa’dan da ilgi çekici animasyon örnekleri gelebiliyor. Dev stüdyoların gişe canavarı filmlerinin aksine Avrupa kökenli animasyonların en azından benim radarıma giren kısmı genellikle çok daha az kişiye hitap eden arthouse filmler oluyor. Onlara iyi örneklerden biri de bu yıl Fransa’dan çıkan ve Cannes’daki başarısı sonrası Netflix tarafından satın alınan I Lost My Body oldu…

I Lost My Body, Paris’te bulunduğu laboratuvardan kaçıp sahip olduğu bedene kavuşmak isteyen bir elin hikayesini anlatıyor. Hikayenin diğer ucunda ise Naoufel adlı başarısız bir pizzacı genç var. Naoufel, bir pizza dağıtımında tanıştığı kızı takıntı haline getirerek peşine düşüyor…

Oldukça sıra dışı bir konuya sahip I Lost My Body’yi ilk başta ilgi çekici bulsam da film, benim ilgimi canlı tutmayı başaramadı. Elin hikayesi bence 3-5 dakikalık bir kısa filmden fazlasını kaldırmayacak bir hikaye. Daha çok tutunmaya çalıştığım dal, Naoufel ve onun hikayesiydi. Yer yer iyi olduğu kısımlar olsa da filmin kurgusal dağınıklığı o hikayenin akıcılığına da ciddi zarar vermiş. Filmin ciddi bir hayran kitlesi oluşmakta ve ben de bu kitleye katılmak isterdim ancak maalesef mümkün olmadı. Fazla uç noktalarda gezinen soyut hikayelere açıksanız şans vermek isteyebilirsiniz ama bence ilginç bir fikrin ilginç olmayan bir şekilde işlenmesiydi I Lost My Body…

I Lost My Body

4

Puan

4.0/10
%d blogcu bunu beğendi: