Netflix ve diğer online platformların televizyona adım atmasıyla birlikte televizyonda çok şey değişti. Artık senede 24 bölümden 5-10 yıl süren dizilerin yerlerini senede 8-10 bölüm süren diziler aldı. Hatta o dizilerin bile tek sezon olanları, ya da antoloji formatında olanları yaygınlaşmaya başladı. Hal böyle olunca sinemanın büyük yıldızlarını da televizyon projeleri için ikna etmek daha kolay bir hale geldi. Bu işi bir üst seviyeye taşıyan ise HBO oldu ve Big Little Lies ile belki de televizyon tarihinin en güçlü kadrosunu izleyiciyle buluşturdu.

Liane Moriarty tarafından yazılan ve çok satan bir romandan uyarlanan dizi, yedi bölümden oluşuyor ve her ne kadar yazının başlığında 1. sezon olarak belirtmiş olsam da tek sezon olarak planlanmış bir mini dizi formatında. Fakat günümüz televizyon dünyasında tutan mini dizilerin bir şekilde ikinci sezonu ortaya çıkabildiğinden temkinli konuşmakta fayda var. Big Little Lies da belki çok popüler olmasa da özellikle finaliyle sinema ve televizyon çevrelerinde epey konuşuldu. Özellikle de yıldız isimlerinin etkili performanslarıyla…

Big Little Lies, daha önce izlediğimiz polisiyelerden çok farklı yapıda gelişen ve sadece polisiye olarak nitelendirilemeyecek orijinal bir yapım. Hikayemiz çocukları aynı okula giden üç anne ve onların etrafında gelişen bir cinayeti konu alıyor. Dizinin ilk bölümünde ortada bir cinayet olduğunu anlıyoruz ama ne cinayeti işleyeni ne de kimin öldürüldüğünü öğrenebiliyoruz. Öte yandan ilk bölümde çocukların sınıfında bir zorbalık olayı görülüyor ve kabak üç annemizden biri olan Jane’in oğlu Ziggy’ye patlıyor…

Big Little Lies, ilgi çekici bir ana konuya sahip olsa da ana konuyu işlemekte aceleci davranmayan ağır işleyen bir dizi. Bu özelliğinin herkesin diziyi kolayca benimsesine engel olduğunu söylemek mümkün. Dizinin yönetmen koltuğunda Dallas Buyers Club, Wild ve Demolition gibi son dönemin ilgi çeken filmlerinin yönetmeni Jean-Marc Vallée oturuyor ve Vallée’nin yönetmenliği dizide ciddi şekilde hissediliyor. Dizideki görüntü yönetmenliği ve kurgu da muazzam. Zaten dizinin çekildiği mekanlar muhteşem ama görüntü yönetmeni de bu fırsatı değerlendirmeyi çok iyi bilmiş… Teknik açıdan filmin mükemmelliğine en büyük katkı da müzik ve şarkı kullanımından gelmiş. Diziyi izlerken pek çok iyi şarkı keşfedebilmek mümkün. Şarkı seçiminin diziler için ne kadar önemli olduğunun en iyi örneklerinden biri bu dizi.

Dizinin çok beğendiğim özelliklerinden biri mükemmel jeneriğiydi ki onun için özel bir paragraf ayırma ihtiyacı hissettim. Hem jenerik şarkısı çok iyiydi hem de jenerikteki görüntüler muhteşemdi. Bu alandaki son dönemki en iyi işlerden biri kesinlikle. Emmy’de bu kategoride ödül kazanamazsa büyük ayıp olur.

Dizinin konusundan ve teknik yanlarından bahsettikten sonra artık nihayet o muhteşem kadroyu konuşmaya başlayabiliriz… Daha önce Wild’da Jean-Marc Vallée ile çalışan ve o filmle Oscar adaylığı kazanan Reese Witherspoon, bu projeye en çok önem gösteren isimlerden biri. Öyle ki bu dizi için kendisine yeni Oscar adaylığı getirme potansiyeli olan Downsizing’den ayrıldı. Doğrusu bu kararını tuhaf karşılamıştım ama diziyi izledikten sonra niye böyle bir karar aldığını anlamak zor olmadı. İkinci evliliğini yapan ve kafadan hafif çatlak Madeline karakteri Reese Witherspoon için iyi bir fırsat olmuş. Kariyerindeki en farklı rollerden biri ve performansı da çok iyi.

Geride bıraktığımız sinema yılında Lion ile yeniden Oscar sahalarına dönen Nicole Kidman, Big Little Lies ile televizyonda yılın en çok konuşulan isimlerinden biri olmayı başardı. Eşiyle (Alexander Skarsgard) şiddete dayalı tutkulu bir birliktelik yaşayan ve ikiz çocukların annesi olan Celeste karakterini canlandıran Nicole Kidman, dizinin en gösterişli performansını sergiliyor. Dizide pek çok cesur sahnesi bulunan Kidman’ın performansı tam da kendisinin beklenecek türden.

Üç başrolden en genç olanı Shailene Woodley ise oğlundan babasını saklayan genç, bekar anne Jane’i canlandırıyor. Kariyerine çok iyi başlangıç yapsa da Divergent serisinin devam filmleriyle düşüşe geçen Shailene Woodley, bu dizideki başarılı performansıyla o filmleri bir nebze olsun unutturmuş oldu. Jane karakteri diğer iki ana karaktere kıyasla biraz daha pasif olduğundan Woodley’nin performansı da daha az konuşuldu gerçi ama umarım Woodley bu dizi sonrasında yeniden iyi rollerle karşımıza çıkma fırsatı yakalayabilir.

Reese Witherspoon, Nicole Kidman ve Shailene Woodley dışında da dizinin kadrosunda pek çok tanıdık yüz bulabilmek mümkün. Laura Dern, Alexander Skarsgard, Adam Scott, Zoe Kravitz bu isimler arasında… Dizide Ziggy Chapman karakterini canlandıran Iain Armitage de ilgi çekmiş olacak ki gelecek yıl ekranlara gelecek iddialı The Big Bang Theory spin-off’u Young Sheldon’da başrolü kaptı.

Uzun lafın kısası Big Little Lies, büyük yıldızlardan dolu kadrosuyla sezonun en iddialı yapımı olarak göze çarpsa da herkesi yakalayabilecek türden bir dizi değil, daha özel bir iş. Sinematik açıdan her şey kusursuza yakın olsa da senaryonun ilerleme hızını dizinin eksisi olarak görebilmek mümkün. Tabii böyle büyük yıldızları her zaman televizyonda göremiyoruz ve dizinin sadece yedi bölümden oluştuğu da düşünüldüğünde herkesin şans vermesi de gerekir. Özellikle harika finali sonrasında izlediğinize pişman olma ihtimaliniz oldukça düşük…

Big Little Lies 1. Sezon

7.9

Puan

7.9/10

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.