Sinema tarihinin en önde gelen yönetmenlerinden Steven Spielberg, tüm hızıyla üretmeye devam ediyor. 2018’in ilk aylarında vizyona girmek üzere gişe potansiyeli yüksek Ready Player One’ı bitiren Spielberg’ün bu yıl The Kidnapping of Edgardo Mortara’yı çekerek ödül sezonuna dahil olmasını bekliyorduk ama 2017’nin ilk aylarında herkesi heyecanlandıran sürpriz bir projenin, The Post’un haberi geldi ve usta yönetmen apar topar bu projeye yönelerek kısa sürede filmografisine değerli bir halka daha eklemiş oldu. Heyecanımızın sebebi Tom Hanks ve Meryl Streep gibi Amerika’nın belki de en saygın iki oyuncusunun ilk kez aynı filmde buluşacak olmasıydı. Tom Hanks’in Spielberg ile birlikteliklerine aşinayız ama Meryl Streep’in ilk kez Spielberg filminde rol alacak olması da ekstra heyecan vericiydi…

Spielberg’ün The Post’u apart topar bu yıla yetiştirmesinin elbette geçerli bir sebebi var. Amerika’da Trump döneminde çok tartışılan konulardan biri de basın özgürlüğü. Basın üzerinde etki oluşturmaya çalışan Trump, bu konuda çok fazla tepki görüyor. Spielberg de tam da böyle bir iklimde The Post’un çok yerinde olacağını düşünerek bir an önce izleyiciyle buluşturmak istemiş. Tabii Tom Hanks ve Meryl Streep gibi usta oyunculardan kurulu kadroyla ve yıllarca Spielberg ile birlikte çalışan deneyimli teknik ekiple bu işin çok da zor olduğu söylenemez…

The Post, konusunu Vietnam Savaşı’nın ortaya çıkışına dair bir takım devlet sırlarının açığa çıkış sürecinde yaşananlardan alıyor. The Washington Post ve The New York Times’ın sıkı rekabet halinde olduğu bir ortamda olaylara The Washington Post ekibinin gözünden bakıyoruz. Gazetenin genel yayın müdürü Ben Bradlee’yi Tom Hanks ve gazetenin yayıncısı Kay Graham’ı Meryl Streep canlandırıyor. İki gazete arasındaki rekabetten daha ciddi bir tehlike söz konusudur ki o da elbette Nixon hükümetidir. Hükümetin tüm imkanları kullanacağını bile bile her şeylerini riske atıp belgeleri yayınlayıp yayınlamama kararı Kay Graham’a kalacaktır…

Güçlü içeriğiyle yılın en iddialı filmlerinden biri olan The Post, gazetecilik konusunda bir ders niteliği taşıyor. Tom Hanks ve Spielberg’ün bir önceki işbirliği Bridge of Spies’ta hukuk uğruna her şeyini riske atan bir adamın hikayesini izlemiştik, bu kez ise yine işini doğru yaparak yine kendini riske atan bir gazetecinin önderliğindeki ekibin hikayesini izliyoruz. Yılın bir başka popüler konusu olan kadın-erkek eşitsizliğine dikkat çekmesi de The Post’un içeriğini güçlendiren bir diğer unsur durumunda. Film boyunca Amerika’da ilk kadın gazete yayıncısı olan Kay Graham’ın bir sürü erkeğin arasında mücadele etmesini izliyoruz. Bir sürü erkeğin arasında son sözü söyleyen Kay Graham’ın mücadelesini…

Vietnam Savaşından bir sahneyle başlasa da film, ne savaşın kendisiyle ne de belgelerin ele geçiriliş sürecinin detaylarıyla pek ilgilenmiyor. Fakat buna karşın filmde çok fazla karakterin var olması ve olayların istenilen hızda akmaması nedeniyle ilk kısım gereğinden fazla durağan geçiyor. Karakterler ve olaylar yerine oturmaya başladıktan sonra ise bambaşka bir ikinci yarıyla filmin temposu giderek artıyor ve ilk kısımda sabreden seyirciyi ikinci yarıda seyir zevki yüksek bir film bekliyor.

20 Oscar adaylığıyla erişilmesi güç bir rekoru elinde bulunduran Meryl Streep’in buna karşın kariyerinde çok fazla büyük yönetmenle birlikteliği bulunmuyor. Her zaman kendini göstereceği rolleri seçip az sevilen filmlerde yıldızlaşıp kolay adaylık alması nedeniyle de zaman zaman eleştiriliyor. Ve işte sonunda Meryl Streep, uzun bir aradan sonra A sınıfı bir yönetmenle oldukça iddialı bir filmin başrolünde The Post’ta… Streep’in filmin içerisinde yıldızlaştığı ve performansının zirveye ulaştığı birkaç sahne var, buna karşın şahsen performansını izlemekten beklediğim kadar keyif alamadım. Genel kanı Meryl Streep’in son yıllardaki abartıdan en uzak performansı olsa da ben film boyunca duygusallığın fazla olmadığı sahnelerde bile ortaya konulan duygusallığı biraz fazla buldum…

Saving Private Ryan, Catch Me If You Can, The Terminal ve Bridge of Spies’tan sonra beşinci kez Steven Spielberg ile buluşan Tom Hanks bu birliktelikle kariyerindeki onlarca değerli filme bir yenisini eklemiş oldu. Ben Bradlee rolündeki performansının belki Captain Phillips’teki performansı gibi zirve yaptığı anlar yoktu ama film genelinde oldukça etkiliydi ve Hanks’in son yıllardaki en iyi performanslarından biri olduğu söylenebilir. Karakterinin kolay sevilebilir olması, filme onunla birlikte bağlanarak, film boyunca onunla heyecanlanmamızı sağladı. Umarım 17 yıldır Oscar’a aday olamaması ayıbı bu yıl sona erer.

Filmin iki yıldız oyuncusu dışında da çoğunu televizyonun popüler işlerinden tanıdığımız çok geniş bir oyuncu kadrosu bulunuyor. Better Call Saul ile yıldızlaşan Bob Odenkirk, kadronun en dikkat çeken performanslarından birini sunuyor ve sinemada da kendisine daha çok şans verilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Sarah Paulson, Carrie Coon, David Cross, Jesse Plemons, Alison Brie, Zach Woods, Matthew Rhys kadroda bireysel olarak çok fazla katkı sunmasa da kalabalık karakterler arasında varlıklarıyla işimizi kolaylaştıran isimler arasındalar…

“Basın yönetilenler içindir, yönetenler için değil” gibi iddialı bir söylemi bulunan The Post, yılın izlenmeyi hak eden önemli işlerinden biri. İlk yarısının düşük tempoda kalması, belgelerin içeriğiyle neredeyse hiç ilgilenmemesi gibi eleştirilebilecek noktaları olsa da gazetecilik anlamında yapılan en değerli işlerden. Meryl Streep ve Tom Hanks gibi iki dev oyuncunun dünya gözüyle karşılıklı performanslarını görmek için bile izlenir…

The Post

The Post
8

Puan

8.0 /10

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: