Pek çok blog yazarının yaşadığı zor bir süreçten geçiyorum. Yeni iş sonrası vakit bulamama süreci… Bu süreçte baya zorlandığımı ve yazı yazmaya epey ara verdiğimi kabul ediyorum fakat üstesinden gelip yazmaya devam edeceğim. Geçtiğimiz aylarda sezon finali yapan pek çok diziye dair yorumlarımı hala yazabilmiş değilim. Hatta daha önceden hazırladığım sadece son düzenlemeleri kalan iki yazıyı bile yayına süremedim. Ancak bu haftadan itibaren yeniden sık yazı yazma konusunda kararlıyım. Açılışını da stokta olanlarla değil de yeni yazdığım bir yazıyla yapmak istedim…

90’lı yıllarda büyük hit olan Friends, Seinfeld, Frasier gibi birbirinden önemli sitcomların ardından 2000’li yıllar sitcomlar açısından çok parlak geçmemeye başladı. Bu tezi yıkan tek isim ise Chuck Lorre oldu. Two and a Half Men ile sitcomların hala çok iyi iş yapabileceğini kanıtlayan Chuck Lorre’un zirvesi ise “The Big Bang Theory” ile oldu. Tüm dünyada büyük ilgi gören dizi yıllardır Amerikan televizyonlarının da en büyük hiti olma özelliğini elinde tutuyordu. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü bu yıl Empire’ın müthiş başlangıcıyla işler değişti ve bu unvanı kaptırdı The Big Bang Theory, aynı zamanda kendisinin de reytinglerinde düşüş oldu fakat hala The Big Bang Theory CBS için büyük bir reyting makinesi durumunda. Öyle ki dizinin tekrar bölümleri bile pek çok dizinin yeni bölümünden çok daha fazla reting alıyor.

Evet Amy, Brrnadette, Emily falan iyi hoş da bizim dörtlünün bir arada olduğu anların tadı bir ayrı...

Evet Amy, Berrnadette, Emily falan iyi hoş da bizim dörtlünün bir arada olduğu anların tadı bir ayrı…

The Big Bang Theory’nin benim için yeri çok özel. Yabancı dizilerle ilk haşır neşir olmaya başladığım günlerde ilk tanıştığım komedi dizisi o dönem başlayan pek çok kişi gibi “How I Met Your Mother” idi. Daha sonra “dur şunun yanına bir komedi daha koyayım” diyerek The Big Bang Theory’ye başladım ve kısa sürede dizinin tutkunu oldum. Yeri özel dedim, özelliği şuradan geliyor. O dönem izlediğim dizilerin hepsi de çoktan sona erdiler ve geriye sadece The Big Bang Theory kaldı. Yani yayındaki dizilerden en uzun süredir izlediğim dizim The Big Bang Theory. Yabancı sitcomları sevmemdeki öncü dizilerden olduğunu söylemem de yanlış olmayacaktır…

The Big Bang Theory’nin 8. sezonu bugüne kadar takipçileri tarafından en çok eleştirilen sezonu oldu. Açıkçası ben de bu sezon dizinin biraz düşüşte olduğunu kabul ediyorum. Diziyi bu sezon da keyifle izledim, bazı bölümlerinde bol bol güldüm, bazı yerlerde hüzünlendim ama gerçekten bazı bölümlerde de işler çok yolunda gitmedi ve önceki sezonların altında kaldı. Sanırım bu düşüşün asıl sebebi de senarist ve yapımcıların biraz rehavete kapılmaları oldu. Çünkü bu sezon öncesinde dizi üç sezonluk birden onay aldı. Yani bu sezon cepten yiyebilirlerdi, ne kadar kötü olurlarsa olsunlar iki sezonları daha garantiydi. Bu nedenle sezonun özellikle ilk yarısında biraz dizinin temposunda düşüklük vardı.

Dizinin bir diğer sıkıntısı da olay örgüsünde ciddi bir atlama yaşanmaması oldu sanırım. Bu sezon Penny ve Leonard’ın ciddi bir adım atmasını bekliyordum ama o durum da yaşanmadı. Hal böyle olunca sanki dizi konu olarak tıkanır gibi oldu bazı noktalarda. Tabii çok ciddi bir sorundan da bahsetmiyorum. Ben yine diziyi severek izledim. Hatta hala en severek izlediğim komedi dizilerimin başında geliyor ama eleştirmem dizinin daha da iyi olmasını istediğimden, bu sezonu pek beğenmeyenlerin de yeniden beğenebileceği hale gelmesini istediğimden. (Sanki yapımcılar benim bu Türkçe blog yazımı okuyacaklar da ders çıkaracaklar falan, benimki de laf işte :D)

Sheldon ve Penny arasındaki ikili diyaloglar benim için dizinin olmazsa olmazları arasında...

Sheldon ve Penny arasındaki ikili diyaloglar benim için dizinin olmazsa olmazları arasında…

Dizinin her sezonunda olduğu gibi bu sezonunda da en iyi şüphesiz Sheldon Cooper karakteriyle Jim Parsons idi. Biliyorum kendisini seven olduğu kadar her yıl Emmy kazanmasını sıkıcı bulmaya başlayan, hatta bu nedenle kendisinden nefret eden bir kitle mevcut. Açıkçası ben Jim Parsons’ın kazandığı her yıl bu ödülü hak ettiğine inanıyorum. Her sene de aynı şekilde seviniyorum. Çoğu dizide herkesin yeri bir şekilde doldurulabilirdir ama Jim Parsons’ın muhteşem performansı olmasa bence The Big Bang Theory’nin bu kadar büyük bir fenomen olmasına imkan yoktu. Kendisini oynadığı yönündeki eleştirilere de zaten geçen yıl The Normal Heart’taki dramatik performansıyla da Emmy adaylığı kazanarak cevap verdi zaten. Bu yıl beşinci Emmy ödülünü de kazanıp tarihe geçmesini de isterdim ama sanırım Jeffrey Tambor engeline takılacak bu kez.

Oyunculuk olarak belki çok harikalar yaratmıyor ama Penny karakteriyle Kaley Cuoco’nun dizide çok önemli yeri olan bir diğer oyuncu olduğu malum. Fakat bu sezon Penny için ciddi bir değişim yılı oldu. Bu değişim aslında ilk olarak fiziksel olarak başladı. Penny’nin kısacık saçlarıyla izleyici karşısına çıkması pek çok kişi için şok oldu. Hatta ben ciddi ciddi sekizinci sezonu pek beğenmeyenlerin sebeplerinden birinin de bu saç kesimi olduğuna inanıyorum. Yıllardır alıştığımız Penny’nin saçlarının yeni halini başta ben de çok yadırgadım ama zamanla ona da alıştım. Diğer değişim ise kariyer anlamında oldu. Penny, Barnadette’in de desteğiyle düzgün bir işe girip iş kadını olmaya başladı. Bu ani değişim de biraz şaşırttı açıkçası.

Anneler ve oğulları...

Anneler ve oğulları…

Wolowitz cephesinde ise bu yıl üzücü bir gelişme yaşnadı. Dizide Howard’ın annesini seslendiren ve dizide kendi için gözükmemesine rağmen fenomen olan Carol Ann Susi ani şekilde vefat etti. Bu durum diziye de aynı şekilde yansıtıldı ve dizinin iyi drama da yapabileceğini o bölümlerde görmüş olduk.

Raj bu sezon aradığı mutluluğu bulmaya yaklaştı. Sevgilisi Emily ile belli bir istikrar sağladı belki ama sanırım o iş de yürümeyecek. Aslında Emily’yi ben çok sevmiştim ama ne yazık ki senaristler onun üzerinden yeterince iyi komedi unsuru yaratmayı beceremediler.

Her sene Emmy adayı olmasına alışkın olduğumuz Mayim Bialik bu sezon da iyi bir performans ortaya koydu. Amy’nin Sheldon ile olan ilişkisinde de önemli dönemeçler yaşandı bu sezon. Amy bazı bölümlerde en çok güldüren kişi olarak öne çıkabiliyor ama bazen Amy’siz bölümlerin daha iyi olduğuna da şahit olabiliyoruz. Şahsen Amy’nin biraz daha geri plana çekilmesini tercih ederim.

Diziye bu sezon da pek çok kişi konuk olarak katıldı. Ünlü bilim adamı Stephen Hawking bu sezon çok bomba bir şekilde konuk oldu ve çıktığı yerde izleyiciyi epey şaşırttı. Son olarak Fargo’da izlediğimiz Billy Bob Thornton renkli bir bölümde ciddi katkıda bulundu. Leonard’ın annesi rolüyle önceki sezonlarda da ara ara gördüğümüz Christine Baranski yine dizide yer aldığı bölümde bolca gülmemize vesile oldu. Leonard ve Sheldon’ın annelerinin kültür farklılıklarının çatışmasını izlemek izlemeye değerdi.

Yazının sonuna yaklaşırken söylediklerimi toparlayacak olursam The Big Bang Theory’nin bu sezon biraz düşüşte olduğunu kabul ediyorum, sebeplerini de açıkladım. Fakat bu diziyi hala çok sevdiğim, her Cuma sabahı mutlu olmam için bir tane fazla sebebim olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Evet bazı bölümler çok güldüremedi bu sezon, bazen gülme efekti biz gülmesek de güldü ama sonuç olarak The Big Bang Theory hala ekranların en iyi komedilerinden biri. Umarım senaristler bu sezonu uyarı olarak görürler, Sheldon Cooper ve arkadaşları uzun yıllar bizle olmaya devam ederler…

The Big Bang Theory 8. Sezon

The Big Bang Theory 8. Sezon
89

Puan

9/10

    Yorum yapmak ister misin?

    izleryazar Top 250 Film 2016'nın En İyi Filmleri
    %d blogcu bunu beğendi: